RSS / XML
Foto Galeri
Video Galeri
Bu haber 09 Aralık 2011, Cuma 01:16:01 tarihnde eklendi. 1459 kez okundu.
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

BAFA, DERTLİ GÖL, DERTLİ KÖY 8

KOCA ÇAM - YAŞAM AĞACI
BAFA, DERTLİ GÖL, DERTLİ KÖY 8

Abdullah Gürgün

 

Mapus damındakilerle gurbettekiler bilir dağlarına bahar gelen memleketin hasretini…

 

Dağlarına bahar gelmiş memleketimin

 

Haberin var mı taş duvar?
Demir kapı, kör pencere,
Yastığım, ranzam, zincirim,
Uğrunda ölümlere gidip geldiğim
Zulamdaki mahzun resim.
Görüşmecim yeşil soğan göndermiş
Karanfil kokuyor cigaram
Dağlarına bahar gelmiş memleketimin..

                        Ahmet Arif

 

 

Bir özlemki dayanılır gibi değil. 1985 yılı Mart ya da nisan ayı olmalı. Dağlarına bahar gelmiş memleketim tütüyor burnumda. İlk gidecek uçağı arıyorum. Antalya’ya var ertesi günü. Ertesi gün doğru havaalanına. Ver elini Antalya… Antalya Havaalanı önünde taksiler. Bir pazarlık, bir pazarlık… Atlıyorum taksiye doğru Bafa… Gece olmuş. Annem şaşırıyor karşısında beni görünce.

 

- Ne zaman geldin?

- Bugün Antalya’ya geldim

- Taksiyle nereden geliyorsun?

- Antalya’dan…

- Taa Antalya’dan mı?

- Evet…

- Senin neden para tutamadığını şimdi anladım.

 

Sabah erkenden çıktım dağa, Koca Dağ’da laleler, papatyalar, her yer kekik kokuyor.

 

Koca Dağın (Ilbıra) Koca Çamı
 

Yemyeşil tepe üzerinden Koca Çam’a doğru  koşmaya kalkıyorum. Nerde çocukluğun çevik bacakları? Yürüyorum. Ellerim ardımda, ağır ağır yürüyerek çıkıyorum yukarı dedem gibi.

 

Koca Dağ’ın Koca Çam’ının altına uzanıyorum.

 

-     Bir ”oooh!” çekiyorum ki, yılların özlemi yıkyor karşı dağları.

 

Mapus damındakilerle gurbettekiler bilir memleketindeki bahar gelen dağların hasretini. Koca Dağ’ı dinliyorum gözlerim kapalı. Doğanın en güzel korosunu. Yılların özlemini gideriyor dağların kokusu.

 

Altında Helva, ekmek ya da karpuz, peynir, ekmek yiyerek doğayı dinlediğimiz güzel ağaç

 

Bizde çamın özel  bir yeri vardır. Pek çok kişi bilmez. Çam kutsaldır. Altında kaynak olan Çam, ”Yaşam Ağacı”dır Türklerde. İşte Bafa’nın Koca Çamı da öyle bir çam ağacıdır. Sonsuza dek zarar görmemelidir.

 

Prof. Dr. Bahaeddin Ögel’in Türk Mitolojisi kitabında hayat ağacı ve hayat suyu hakkında geniş bilgiler vardır. 90. sayfadaki şu satırlara bir göz atalım.

“Altay mitolojisine göre gökyüzüne doğru çok büyük bir çam ağacı yükseliyordu. Gökleri delip çıkan bu ağacın tepesinde ise Tanrı Bay-Ülgen otururdu. Şaman davullarında da bu gök ağaçlarını görüyoruz. Şaman davullarındaki bu ağaçların kökleri dünyada değil; daha ziyade göğün başladığı yerden itibaren başlıyordu. Altay Yaratılış Destanı’nda olduğu gibi bu ağaçların dokuz tane de dalları vardı. Bu gök ağaçları genel olarak, gökteki bir dağ veya tepe üzerine oturtulmuşlardı. Ağacın bir yanında ay ve diğer yanında da güneş bulunurdu.”

 

Bafa’da, günlerce süren düğünlerin bir geleneği de “çam kırma” olayıydı. Düğün haftasının bir günü düğün alayı, çalgıları önüne katıp, en yakın ormana gider (o zamanlarda çam ormanları köyün içine dek girerdi. Yerlerini zeytinlikler aldı), bir çam dalı keserlerdi. Bunu tüller ve gelin telleriyle süslerlerdi. Süslü çam dalı en önde, ardında çalgılar, oynaya zıplaya köye dönerlerdi. Bu çam daha da süslenir, “çamdan kız” olurdu. Dallarına halkalı şekerler takılır, düğün evinin güzel süslenmiş en geniş odasına konur, kızlar, kadınlar onun etrafında oynarlar, maniler, türküler, şarkılar söylerlerdi. Bu süslü çam dalının, doğurganlık, bereket getireceğine inanılırdı. Bu gelenek nerelerden buraya geldi? Başka yerlerde bugün de var mıdır acaba?

 

Yıllar öce İsveç Radyosunda çalışırken Noel Baba ve Noel Bayramı üzerine birkaç program yapmıştım. O zamanlar bu çam kırma ve süsleme olayının Noel bayramlarındaki çam süsleme ile ilgisi olup olmadığını çok düşünmüştüm. Bir keresinde Ankara muhabirlerimizden Varlık Özmenek’e Araştırmacı Yazar İsmet Zeki Eyüboğlu’na sormasını rica etmiştim. Sordu. Sayın Eyüboğlu da, “evet çam Türklerde kutsaldır” yönünde yanıt vermişti. Ancak yazılı bir kaynağım yoktu. İsveçlilerin Türk Kökenleri Üzerine adlı kitabımın son çalışmalarını yaparken Araştırmacı Yazar Sümerolog Muazzez İlmiye Çığ’ı ziyaret ettim. Sohbetimiz sırasında söz bu çam süsleme olayına geldi. Bafa’nın bu çam kırma ve süsleme olayını anlattım. Ben anlattıkça o, “çok önemli, çok önemli” diye heyecanlanıyordu. Çamın Türklerde kutsal olduğunu ve Hıristiyan dünyasının Noel çamı süsleme geleneğinin Türklere uzandığı kanısında olduğunu anlattı. Ben yine yazılı bir kaynak olup olmadığını sordum. Bana Murat Adji’nin Kıpçaklar (Türklerin ve Büyük Bozkırın Kadim Tarihi) isimli Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı Yayınlarından çıkan bir kitabını tavsiye etti.


Muazzez İlmiye Çığ ve Abdullah Gürgün: Hıristiyan dünyasındaki Noel ve Noel çamı süsleme geleneği ile Türklerin Çam Bayramı ve çam süsleme gelenekleri  arasında bağ vardır.

 

Gerçekten kitabın 47. sayfasında Çam Bayramı Bölümü vardı. Buradan birkaç paragraf okuyalım:

 

“Çam bayramı kışın tam ortasında, 25 Aralık’ta başlıyordu. Bu tarihte gün geceyi yeniyordu ve güneş yeryüzünü eskisinden daha fazla aydınlatıyordu. İnsanlar Ülgen’e dua ediyor ve iade edilen güneş için teşekkür ediyorlardı. Dualarının kabul edilmesi için de Ülgen’in çok sevdiği bir çam ağacını süslüyorlardı. Eve getirdikleri çam ağacının dallarına parlak, renkli, kurdela benzeri bezler bağlıyorlardı ve yanına da hediyeler yerleştiriyorlardı.

 

“İnsanlar güneşin karanlığı yenmesini kutluyor ve bunun için bütün gece eğleniyorlardı. Bütün gece boyunca ‘koraçun, koraçun’ diye naralar atıyorlardı. Bu bayramın adı Koraçun idi; bu kelime eski Türk dilinde ‘azalsın’ anlamına gelmektedir… Demek ki, bu kelime ‘gece azalsın, gün uzasın’ anlamını vermekteydi.

 

“İnsanlar ağacın etrafında halkalar oluşturarak sabaha kadar eğleniyorlardı. Bu halkaya da ‘ınderbay’ deniyordu. İnsanlar güneşi davet etmek için güneşi simgeleyen bir halka oluşturuyorlardı. Bu yolla güneşin geri gelmesini diliyorlardı. Bu gece herkes dileğinin mutlaka gerçekleşeceğine içten inanıyordu.

 

“Ülgen gerçekten de hiçbir zaman dilekleri reddetmedi, insanları zor durumda bırakmadı. Bayramdan sonra gece kısalıyor ve güneş gökyüzünde daha fazla görünmeye başlıyordu.

 

Çam ağacı ‘Ülgen’in ağacı’ olarak adlandırılıyordu. Bu ağaç her zaman, beşeri dünya ile yer altı tanrıları ve ruhlar dünyasını birbirine bağlayan bir ağaç olarak algılanmıştır”.

 

Tarif edilen eğlence bizim Bafa düğünlerindeki çam kırma eğlencesine benzemiyor mu?

 

Bafa’nın çamları azaldı. Orman dağların doruklarında kaldı. Yerlerini kutsal zeytin ağaçları aldı. Ormanlarla birlikte yağmurlar da azaldı. Ağaçlarımızı kesmeyelim. Tek tek özgür ve orman gibi kardeşçe dağlardalar. İnsanlarımıza da öyle olmayı öğretelim mi?

 

DAVET

Dörtnala gelip Uzak Asya'dan
Akdenize bir kısrak başı gibi uzanan
Bu memleket bizim!
Bilekler kan içinde, dişler kenetli
ayaklar çıplak
Ve ipek bir halıya benzeyen toprak
Bu cehennem, bu cennet bizim!
Kapansın el kapıları bir daha açılmasın
yok edin insanın insana kulluğunu
Bu davet bizim!
Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
Ve bir orman gibi kardeşçesine
Bu hasret bizim!

      Nazım Hikmet Ran

 

Bu memleket hepimizin! Ağacına, ormanına, havasına, suyuna, insanına sahip çıkalım mı?

 

Devamı var… Yarın Selene ile Endimiyon’un aşkı…


Facebook Facebook Digg Digg Google Google Del.icio.us Del.icio.us
Bütün Yorumları görmek için tıklayınız!


Harbi Gazete Twitter'da

© Copyright 2011 Harbi Gazete
Her hakkı saklıdır. Yazılardan Yazarları Sorumludur.