Abdullah Gürgün
“Parlak ayın çerçevesinde sayısız yıldız
rüzgârsızken duru gökyüzü
Nasıl yanarsa ışıl ışıl
bütün doruklar, sivri kayalar ve çayırlar
nasıl serilirse göz önüne,
gökler yırtılıp da açılır,
tüm yıldızlar görünür
ferahlar yüreği çobanın”
Homer(os)

Bafa Gölü'nde gün batımı
Endymion söylencesinin dilden dile anlatıla anlatıla değişik şekillere girdiğini biliyoruz. Bizde Halikarnas Balıkçısı Cevat Şakir Kabaağaçlı, onun manevi oğlu Profesör Doktor Şadan Gökovalı, Azra Erhat, Mina Urgan ve daha pekçok kişi tarafından yazıya dökülmüştür. Aynı konuyu işleyen pek çok da yabancı yazar, çizer, sanatçı vardır.
Bu söylenceler bize bir bakıma günümüzdeki anlayışlarımızın köklerinin ne denli derinlerde olduğunu da düşündürüyor. Selene Endimiyon söylenceleri arasında son bir tur daha yapalım.
Herşeyden önce kadının öne çıkarıldığı bir olay konu ediliyor. Endimiyon’u Selene seçiyor. Baba Tanrı da bu işe seviniyor. Güzel. Ölümlü ile ölümsüz bile bir yolunu bulup sonsuza dek birlikte olabiliyor.
Öte yanda, bir asil ile sıradan birinin ilişkisi herkes tarafından kabul edil(e)miyor. Selene asil, ölümsüz bir tanrıça Endimiyon ise garibandır. Bir kavalı vardır. Kavalını çalar sürülerini otlatır. Güzel tanrıça bula bula bu yoksulu buluyor. Hani, “kızı boş bırakırsan ya davulcuya varır ya zurnacıya” misali. Baba Tanrı kızıyor “davul bile dengi dengine” deyip oğlanı cezalandırıyor.
Bir diğer anlatış ise Endymion’un kral oğlu kral olduğu üzerine kuruludur. Hatta bir tanrıça’nın çocuğu olduğunu öne sürenler bile vardır. İngiliz Sir Paul Harvey’e göre, Endimiyon, Poseidon’un oğlu Aeolos’un kızı Calyce’nin oğludur.
Kadının erkeğini seçme mutluluğunu da İngiliz şair John Keats bozar. Dört bölümlük, dört bin dizeden uzun olan şiirinde çok ayrıntılı bir şekilde değişik bir resim çizmeyi yeğler. İngiliz şaire göre, Endymion düşünde güzel bir kız görür. Onunla aya uçar. Sonra da âşık olduğu bu kızı aramaya başlar. Ararken bu kez de bir Hintli kızla karşılaşır. Bir yandan düşündeki sevgilisine bağlı kalmak istemektedir ama bu kızdan da hoşlanmıştır (İşe çapkınlık, aldatma da giriyor). Mavi kanatlı bir at onları gene aya götürür. Ve kız ayın içinde erir gider. At Endymion’u yeryüzüne geri getirir. Aaaaa, Endymion bakar ki, kız gene karşısında… O zaman düşündeki kızdan vazgeçip bu kızı tercih etmeye karar verir.
“Bir hiçe sarıldım
Bir hiçi sevdim
Bir düşten başka
bir şey görmedim
Bir şey duymadım”
Gerçeğe dönemeye karar verir.
Ve,
“Issız mağaralar, elveda
Elveda görüntülerle dolu havalar
ve canavarca kabarışı
Hayal denizinin”
Dizeleriyle veda eder ve düşünde gördüğü kız ile bağını kesmek ister. Ancak İngiliz şair mutlu son, “happy end” yapar. Durum anlaşılır ve ne ilginçtir ki, aslında Hintli kız ile düşündeki Ay Tanrıçası aynı kızdır. Endymion sevgilisine kavuşmuştur.
Bu, deniz kabarışı dizesi bana Bafa Gölü kıyısında mükemmel manzaralı bir lokantası olan sevgili kardeşim Şefik Zeybek’in, 1995 yılında Gölde çekimler yaparken bana anlattıklarını anımsattı.
Her dolunayda göl kabarır gökle / Ayla birleşirmiş. İlk kez on altı yaşındayken görmüşmüş, çok korkmuşmuş. Göl o dolunayın ışıklarının vurduğu yelerde fakır fukur kaynıyormuşmuş.
Biz de belki gerçekten bir doğa olayı oluyordur diye gece yarılarına dek bekledik. Ne gelen var ne giden.
“Bugün tam dolunay değil galiba, tam olması lazım” diye geçiştirdi. Ertesi gün yine bekledik yine yok…
Ben sanırım anladım onun neden öyle dediğini. Şimdi zaten köylülerin hepsinden benzer öyküleri dinliyorsunuz. Mesele millet gelsin lokanta dolsun. Ay tanrıçası nasıl gölü kabartacak diye beklesin. Boş boş da beklenmez kuşkusuz… Gelsin biralar gitsin rakılar… Artık ne Selene kalıyor görmediğiniz ne Enymion… Uçuyorsunuz…

Kameramanımız Cihat, Ben, Ses Teknisyenimiz Faik, Bafa Gölü kıyısında
O güzelim güneşin batışı, ayın çıkışı, dolunayın gölün üzerindeki muazzam ışık oyunları, arkada hafiften bir Türk musikisi…
“Çamlar arasından süzülürken mehtap, neydi o akşam adalar
Hâlâ titriyorum o geceyi anıp, neydi o sesler, şarkılar
Rüzgâr, deniz, mehtap inliyordu âlem, neydi o akşam adalar
Geçti geçti yıllar, gönüllerde kalan hatıralarla, şarkılar”
Muzaffer İlkar
Mis gibi balık, salata ve buz gibi rakı… O dolunay zaten sizi kendinizden geçiriyor. O kafayla herkes Selene ile Endymion oluyor… Bizim Şefik de maşallah o zamanlar…
Bazı Bafalıların, Baba Zeus’un Gariban Endymion’u cezalandırmak için ölümsüz uykuya yatırdığını. O nedenle Selene’nin gelip ağladığı ve gözyaşlarından Bafa Gölü’nün oluştuğuna inandıklarını anlatmıştım.
Bu ağlama olayını görenler de var. Bana Hareklea’daki Atena Tapınağı’nın gönüllü bekçiliğini yapan Memet Dayı (Mehmet Gümüştekin) gördüğünü anlatmıştı. Atena Tapınağı’na gelen herkese de anlatırdı. Duya duya, anlata anlata zaten Hareklea’da ne varsa ezberlemişti. Sanki Hareklea’nın koruyucusuydu. Aslında Malatyalı idi. O Hareklea’yı, Hareklea da onu bağrına basmıştı. Bafalı yabancıyı birbirinden daha çok sever. Hemen sahiplenir. Konukseverliğimize diyecek yoktur. (Bir parçacık kazık da atarız. Kimse duymasın)
Dedemin ve Babamın ahbabıydı. Beni çok severdi. Ne yazık ki, artık aramızdan ayrıldı. Gönlümüzde, anılarımızda yaşıyor… Memet Dayı’ya ne sorarsanız anlatırdı. Garibandı. Hele üç beş kuruş da verirseniz, isterseniz size tüm Karya tarihini anlatabilirdi.

Memet Dayı (Gümüştekin) ile Abdullah Gürgün 1995
Olay şöyle olmuş, askerdeyken birgün eşkıya avına çıkmışlar Beşparmak Dağları’nda yükseklerdelermiş. Gece olmuş. Ay çıkmış. Göl Selene’nin gümüş aynası olmuş. Pırıl pırıl parlıyormuş. Tanrıça Ay tam kabrin üstüne gelince, (Memet Dayı, Endymion’un tapınağına, “Endymion’un kabri” diyordu), yağmur yağmaya başlamış. Ay Tanrıçası Selene sicim gibi gözyaşı dökmüş sevgilisi Endymion için. Memet Dayı hiç unutmamış o olayı. “Gözlerimle gördüm, şu gözlerimle” diyordu, sağ elinin iki parmağıyla gözlerini işaret ediyordu…
Işıklar içinde yat Memet Dayı… Yerin Selene’nin yanı olsun.
“Gümüş gibi parlayan dolunay
aydınlatırken tüm yeryüzünü
o büyüleyici ayı çevreleyen yıldızlar
saklıyorlar parlak yüzlerini
Sarsıyor, sarsıyor aşk yüreğimi
dağlardaki meşeleri sarsan rüzgârlar gibi”
Sappho
Devam edecek…