RSS / XML
$1.7545
€2.3215
IMKB60,990
Foto Galeri
Video Galeri
Bu haber 25 Ocak 2012, Çarşamba 14:31:44 tarihnde eklendi. 146 kez okundu.
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

SOYKIRIM ya da TEHCİR (Zorunlu Göçürme)

Yazar İhsan Kutlu: Fransa Avrupa Kimliğini kendi kültür odağı etrafında oluşturmak ve baştanberi ısrarla sürdürdüğü Türkiye'yi AB:nin dışında – ama aynı zamanda yörüngesinde – tutmak politikasına uygun olarak son bir darbe indiriyor. Türkiye, ta baştan AB için vermiş olduğu dilekçeyi çekmiş olsaydı bu tür konular asla gündeme gelmeyecekti.
SOYKIRIM ya da TEHCİR (Zorunlu Göçürme)  İhsan Kutlu


   TARİH, bilgi ve bilimler arasında en subjektif, en taraflı gözle geçmişin sistematik biçimde anlatısıdır. Her insan, kendi ÖZ yaşamına ne denli tarafsız ise, halklar, uluslar, toplumlar da tarih dediğimiz geçmişlerine o denli yansız ve nesnel olabilirler. Bir olgu ve olayı koşullarından, o anın düşüncelerinden, görünen ve görünmeyen iç ve dış etmenlerden soyutladığımız an TARİH artık tarih olmaktan çıkar; belli bir politikanın ve ekonomik çıkar amacının sözcüsü, kölesi haline gelir.


   Burada sözü edilen FRANSA'daki tarihin politikleştirilmesi ve YASAK(!) konması üzerinde pek durmaycağım. Amacım Soykırım – Göçürme kavramları arasındaki bağlantıyı ve ayrımları sergilemekten ibarettir. (Beş adet romanımın her birinde Ermeni insanlarımız mutlaka vardır; onlar hakkındaki duygu ve düşüncelerim orada açığa vurulmuştur,sanırım. Bu nedenle hiçbir kompleksim ve çekincem de yoktur.)


     Türkiye'nin, toplumun, eğitimin TEMEL yanlışı; insanlarının Kıyaslama yeteneğinden yoksun oluşudur. Diğer toplumlar ve yakın tarih hakkında varolan bilgi eksikliği, merak ve ilgi noksanlığı ve özellikle MEDYA denilen dev sektörün malum yapısı insanların kolayca güdülmesine yolaçıyor.


     EN SONDAN BAŞLAYALIM:


     NAZİ'lerin toplama kamplarını hepimiz biliyoruz. Öylesine belgeli ve somut bir olayı İNKAR etmek, gerçekten, Milyonlarca insanın Hunharca öldürülmesine bir övgü ya da kurbanlara hakaret sayılır ve bunun SUÇ sayılması doğaldır. Yeryüzünde bir tek Yahudi bırakmamak, tümünü SOY olarak yoketmek amacına bağlı olarak yürütülmüş olan İnsanlık tarihinin en UTANÇ verici olaylarının başında gelir, bu toplama kampları.


    Peki, her toplama kampı kurulması yada Zorunlu Göç ettirme SOYKIRIM mı? Toplumumuzun hafızasında ve bilgi dağarcığında olmayan da bu soru ve bu sorunun temelinde yatan olgulardır.


    İKİNCİ DÜNYA SAVAŞI: Bu savaşta toplama kampı kurmayan ve 'Potansiyel Düşman' saydığı etnik – milliyet ve kökenden insanları savaş bitinceye kadar bu kamplarda tutmayan tek bir ÜLKE yoktur. ABD, Pearl Harbour saldırından sonra Japonya'ya savaş ilan etti; hemen ülkesinde bulunan, vatandaş olan ne kadar Japon kökenli insan varsa toplama kamplarına doldurdu. Yani ülkenin her yanındaki Japon kökenli vatandaşlarını İç Sürgüne – Zorunlu göçe tabi tuttu. Aynı uygulamayı Alman kökenli insanlarına da yaptı.


    Avustralya ve Yeni Zelanda'nın bile farklı şeyler yaptığını sanmayalım; onlar da evli insanları bile (Biri Alman – biri İngiliz kökenli ise) ayırdı ve savaş sonuna kadar tecrit yaşattı. Savaş bu ülkelerin aleyhine gelişseydi, Japon ve Alman birlikleri başkentlerine doğru direnişi ezerek yürüyüşe geçebilmiş olsaydı, bu toplama kampındaki insanların geleceğinin ne olacağını kestirmek güç.


      68 Kuşağı olarak bizler iki büyük Zorunlu Göçürme yaşadık ve vargücümüzle bunlara karşı koyduk. İlki Filistinlilerin topraklarından sürülmesi – diğeri ABD.nin Vietnam'da yürüttüğü ve adına Pasifikasyon dediği uygulama. Bunun mimarı Commer sonra Türkiye büyükelçisi oldu, ODTÜ'yü ziyaret ettiğinde arabası gençler tarafından yakıldı. (O günün SAĞ basınını, gaztelerini inceleyin; bu eylemi nasıl lanetlediklerini, ABD'ye nasıl arka çıktıklarını ibretle seyredersiniz. 12 MART Darbesinin mimarı ve planlayıcısı da Vietnam Kasabı denilen bu zattır.)


     Stalin de farklı bir uygulama yapmadı; Potansiyel tehlike saydığı halk gruplarını trenlere doldurup zorla Cephe'den çok çok ötelere yolladı. Kırgızistan'da; Sürgün Çeçenler, Kırım Tatarları, Mısket Türkleri, Emenistan Kürtleri, Koreliler, Almanlar,Yahudiler... gibi bir çok halk grubunu bulablirsiniz ve her biri Güvenlik gerekçesiyle toplu sürgün yaşayan insanlardır. Savaşın mantığı budur ve ne yazık ki bizim toplumumuzun 40%ına yakını  kaybedilmiş Osmanlı topraklarından sürgün edilmiş halkların torunlarıdır.


    SAVAŞ, doğası gereği en haksız cinayettir. Bütün büyük yazarlarda bu mesajı görürsünüz.


   Tarihte her bir olay sonuçtur; ama sonraki olayın da nedenidir. Bu gözle tarihi yorumlarsak, sanırım GERÇEĞİ bulur ve günümüz için de dersler çıkarırız.


    Ermeni Tehciri (Çarlık Rusya'sı ile beliren savaşa karşı) bu halkın belli bir bölgeden zorunlu göçe tabi tutulup sınırlardan uzağa, Suriye ve Lübnan'a sürülmeleri yadsınamaz bir gerçektir. Bu uygulamanın, önceki ve sonraki her devletin Savaş karşısında yapmış olduğu uygulamalardan hiçbir farkı yoktur. Yukarıda saymış olduğum Kampa toplama – Zorunlu göç uygalama yapan ülkelerden farkı; Ermeni Hınçak ve Taşnak gerillalarının silahlı isyan başlatmaları ve çevrelerindeki sivil ve askeri müslüman halka karşı kanlı saldırılara girişmeleridir. (Oysa, diğer ülkelerin sürgün ve göçürmelerinde bu halklardan biri bile tek mermi atmamıştır.)


    ÖLENLER; Ne yazık ki, bu Tehcir Ermeni nüfusuna çok can kaybettirdi. Rakamlar abartılı bile olsa bu hazin bir sonuçtur. Müslüman nüfusun kaybı daha az değildir. Bu arada Hamidiye Alayları (Aşiretlerin her zaman silahlı birlikleri vardır; ilk kez bunlar resmi ordu haline getirilmişlerdir; Şu an PKK ile Korucu sitemi benzer yanlışlıkların sonucudur) intikam ve soygun yapmışlar, başıbozuklar her türlü kötülüğü uygulamışlardır. Ermeni halkının mal ve mülkleri, Aşiret reisleri başta olmak üzere güçlülerin eline geçmiş ve yağma edilmiştir. Zaten, savaşın bir kötülüğü de budur; Emekçiler değil, soyguncular, sömürücüler, silah tekelleri kazanır; ve halk daima kaybeden taraftadır. Bunun tersini tarih kaydetmiyor.


     SOYKIRIM olsaydı; belli bir bölgede değil, ülkenin tümünde uygulanırdı. Oysa, böyle bir durum yoktur. Batı Anadolu'da ve ülkenin Rus sınırına uzak alanlarında tehcir olmamıştır. Soykırım olsaydı, bugün Fransa ya da Californiya'da en fazla bağırıp-çağıran Diasposa elemanları da dünyaya hiç gelmemiş olacaklardı.


     BAZI BİLGİLER; Ermeniler Gregoryan hıristiyanlardır. Fener patrikliğine bağlıdırlar. Geçen yüzyılın başında (Bugün Liberallerin hayran oldukları) Düyun-u Umumi ile birlikte ülkenin hacz edildiği, vergilerini bile dış ülkelerin topladığı ve özellikle hırıstiyan nüfusa yönelik Batı Misyonerlik sisteminin ve Okul açmanın hızlandığı bir dönem yaşandı. Doğuda birçok kentte Azınlık okulları, Konsolosluklar kuruldu. İlk kez bu yolla ve daha öncesinde Batılı misyonerlerin çabalarıyla Ermeni, Süryani gibi hıristiyan halklar Katolik, Portestan vs diye bölünmeye başlandı. Yani bu bölgede yoğun bir Nüfuz çatışması başladı. Aralarına NİFAK böyle sokuldu. Ruslar Ortodoksluk yoluyla özellikle Din adamlarını kullanırken, diğerleri Milliyetçilik, Ayrı devlet kurma... gibi düşünceleri yükselttiler ve bu tür örgütlere maddi destekler sağladılar.


      Oysa İstanbul Ermenileri, Batı düşüncesinin ülkemizde öncüleriydi; tiyatro, müzik, sanat, edebiyat... her alanda Türk kültürüne eşsiz katkılar yapıyorlar ve ülkenin BATI tarzı bir yönetime kavuşması için uğraşıyorlardı. Daha geriye gidersek, İlk JÖN Türkler denilen listede Osmanlı Mozaiğini buluruz; her halktan aydınların toplandığı ve Osmanlıcılık dediğimiz ve ülkeyi modernize etmeyi, Anayasalı bir Sultanlığa dönüştürmeyi amaçlayan bir Aydınlar partisidir. Ayrılıkçı değil, Birlikte yaşamayı amaçlayan bir harekettir. Ancak, ülkedeki Yenilikçilik boğuldukça, bu konuda umutlar kesildikçe AYRILIKÇI bir Milliyetçiliğin güçlendiğini ve sonuçta Dış destek aradığını ve Osmanlı ile hesabı olan bir gücün Himayesine girip, onun bir aracına dönüştüğünü görmekteyiz.


     FRANSA bu konuda uzmandır. Zaten işgal ettiği Maraş – Antep – Urfa ve Çukurova'ya  bu yörelerden tehcir edilmiş olan ermenilerden insanları Fransız askeri uniformasıyla getirmemiş olsaydı, sanırım, başka yerlerde olduğu gibi, direniş de görmeyecekti. 'Bir musibet BİN nasihatten evladır ', sözü buna uyuyor.


     GERİCİ TUTUM ve İLERİCİ OLMAK


    Bir kez 'Türkler, Kürtler, Ermeniler, Müslümanlar, Gavurlar...' diye birisi söze başlıyor ve hemen GENELLEME yapıyorsa, dinlemekle, tartışmakla sadece vakit kaybedersiniz. Çünkü her gün yaşayarak gördüğünüz, kaç cins ve çeşit Türk varsa, o kadar çeşit de Ermeni ya da Müslüman vardır. Hele hele bir de bir halk, bir grup insan TOPLU olarak aşağılanıyor, lanetleniyor ya da yüceltiliyorsa bunların safsata olduğunu bilmeliyiz. EDEBİYAT bize bu gerçekleri sunar. 'Ermeni tohumu, Ermeni dönmesi...' gibi aşağılamalara hep karşı koyduk; çünkü bu gerçeğe inanıyorduk.


     Benim kuşağım, film çağının insanlarıydı. TV yoktu. Fikret Hakan'ı hayranlıkla seyrederken, hele onun Buzlar Çözülmeden filmini, Rosenbergler Ölmemeli tiyatrosunu seyrederken böyle bir sanatçımızın Antakya'lı bir Ermeni olduğunu bir engel olarak asla düşünmezdik. Kenan Pars hep kötü ve olumsuz rolleri oynayan bir karakter artistiydi, Antakya'lı Ermeni olması bizi biraz üzerdi. Cem Karaca ise bizim sesimizdi. Sanat dünyamıza renk katan kimbilir adını bilmediğimiz kimler var! Ama ilk gördüğüm Ermeniler baba dostlarımdı ve ellerini öpmüştüm; Vakıflı köyünden.


    Fransa'daki İlk oylama öncesi 'Gelsinler, insanlığı burada bizlerden öğrensinler.' diye TV.ye konuşan insanın köyünden.


    1970 yılında Samandağ lisesinde öğretmen olan Ayhan Sarıhan'ı ziyarete gittiğimde 'Oğuz' diye   adını söylediği son derece candan ve sempatik bir öğretmenle tanıştırmıştı. Meğer Vakıflı köyünden ve asıl adı 'Boğos' imiş. Ayhan espirili bir insandı ve Oğuz olan Boğos ile epey bunlara gülmüştük. Sol'da yalnız Oğuz ile değil birçok Ermeni insanla dostluk yaptım. Ankara Töb-Der salonunda Hırank Dink'in avukatı olan(o sıralar öğretmendi) Fethiye Çetin bunların başında gelir. ANNEANNEM adıyla kitap yazmadan önce Ermeni bir aileden geldiğini hiç anlatmamıştı. Anlatsaydı, aramızda ona daha fazla saygı duyar ve değer verirdik. Gabi, İsdemir'de mühendistti, ne işçiler ve ne de biz onun Ermeni olmasından gocunduk ya da onu dışlamaya kalktık. Sol harekette bulunan Ermeni gençlerinin çoğu ile aynı saflardaydık; tek – tük bazıları terörist sayılan örgütlere de girmiş ve hatta yönetici olmuştu; ama onlar çok küşük bir kesimdi.


     Özet olarak; Jön Türk hareketinden buyana Ermeni aydınları ve halkı daima ülkenin yenileşmesinden, modernleşme-sinden ve birliğinden yana tavır almışlardır. Sol hareketin derli toplu bir tarihi yazıldığında bunu daha ayrıntılı görebileceksiniz.


      FRANSA konusu; Bu ülkenin tarihi İHANETLER ile doludur; bu nedenle numaralı cumhuriyetleri vardır (Bizde müsveddeleri var). 1789 Devrimi, insanlığa yaptığı en büyük hediyedir; politik terör de onun hediyesidir ya! Sonra, bu devrime ilk ihanet eden de kendisidir (daha doğrusu burjuva sınıfı). 1871 ilk İşçi iktidarı olan Paris Komunü'dür; devrimi arkadan vuran ise Alman işgalcileriyle elele vermiş olan Fransa Burjuva sınıfıdır. Nazilere hemen teslim bayrağı çekip, ülkenin yarısını teslim eden ve diğer yarısında Vichy hükümeti adıyla İşbirlikçi olarak yaşayan da aynı ihanettir. Nazi işgaline karşı kahramanca direnen Partizanların ezici oğunluğu Komünistlerdir ama sonunda işgalcilerin (kurtarıcıların!) yardımıyla yönetimi ele geçiren Burjuva sınıfıdır. Ama, sanatın, edebiyatın, kültürün MEKKE'si olan da bu ülkenin başkenti Paris'tir. Suç çetelesi uzayıp gider. ABD.nin Bağımsızlık savaşına desteği, ilk Anayasa, Vatandaşlık, Genel ve zorunlu askerlik, Eğitim ve aydınlanma hakkı... gibi insanlaık için büyük sayılacak katkıları olan da bu ülkedir. Sarkozi'nin felsefesi, dayandığı güçler SAĞ, gerici, Hegamonyacı Burjuvadır. Yani Cumhuriyet ilkelerine durmadan İhanet eden Burjuva sınıfının sözcüsü ve şu an lideridir.


     AVRUPA Kimliği ve Sınırları: BATI – DOĞU kavramının geçmişine bakalım; Roma imparatorluğu ikiye ayrıldığında bu kavram ortaya çıktı. Son Balkan olaylarına bile bakarsanız bu ayrılığın ve çelişkinin günümüzde de farklı örtüler altında sürdüğünü görürsünüz. Hırvatistan ve Slovenya Batı, ama Sırbistan doğu idi. Bugünkü Avrupa haritasını çizen Büyük Attila'dır; Franklar günümüz Almanyası'nda, İngilizlerin ataları olan Anglo-saksonlar Hollanda ve Danimarka'da idiler, Hunlar herkesi uygun yerlere yerleştirmiş oldu. Eğer bu halklar yerlerinden memnun iseler, Hunları lanetleme yerine saygıyla anmalılar. (Ne gezer!) Bizans'ın yerini alan osmanlı ve Ortodoxluğun hamisi rolünü oynayan Rusya Doğu diye adlandırıdı; geriye kalan Avrupa ise Batı adını aldı ve Avrupa kimliği bugün de budur. Soğuk Savaş dönemi bu gerçeğe aykırı sınırlara sahipti ve 20 yıl önce bu aykırılık giderilmiş oldu. Avrupa, coğrafyacılar açısından Ural dağlarını sınır sayar; ama Avrupa kimliği (A la Frank, dediğimiz) böyle belirlenmez. Biz A la Turc idik ve ne yaparsak yapalım, onların gözünde böyleyiz.


     Neyse, Sarkozi'nin dedesi Selanik'te ayrılmasaydı, babası büyük ihtimalle, yunanlı papazların takdisi altında Naziler tarafından diğer 20.000 musevi ile birlikte Ölüm kampına yollanacak ve Sarkozi de dünyaya hiç gelmeyecekti. Türk tarihinde o yıllarda ne bir tek musevi ne de Yunan Partizanı celladına teslim edilmemiştir.


     Yani, bu konu sadece SEÇİM kazanmak için ortaya atılmış bir oyun görülmemelidir. Avrupa sınırlarını belirliyor ve Kimliğini oluşturmaya çalışıyor: bu nedenle geleneksel olana dönüyor.


     'Avrupa, Rusya ve Türkiye ile sınır komşusudur ve bunlar dışında kalan topraklar Avrupa'dır ve vatandaşları ise Avrupalıdır. ' Konu tamolarak budur. Seçim konusu ikinci derecede önemlidir.


     Buradan kalkarak kendi tarihimize özeleştirel bir gözle bakalım:


     Bugün  Fransa'nın Osmanlı devletinden zorla aldığı topraklara gidin; Fas, Cezayir, Tunus başta, Lübnan... vs Fransızca bilmeyen hemem hemen bir Çoban bile bulamazsınız. Osmanlı 3-5 yüzyılda eh, camiler yapmış, han – hamam, şimdi hepsi harabe ya da kısmen ayakta; ama Fransanın bıraktığı Dil ve Kültürdür; dil ve kültürü söküp atamazsınız. Şimdi bunu dile getirmeden hiçbir gerçeği yakalayamazsınız. Bize en yakın ve kültür olarak en fazla kaynaşmış olduğumuz Ermeniler – Rumlar ve Museviler idi. Arapların ÇÖL kültürünü, giymini, peçesini, zıbınını, çöle özgü geleneklerini, miskinliğini... almışız; ama dilimizi bile verememişiz. Bunu, 'Osmanlı etmedi' iddiasıyla övenler, aslında İslamı Araplık olarak yorumlayanlardır.


       DİL öğretmek Asimile etmek mi?


      Peki bizim halkımıza, ta Macarlara bile aynı kafanın (ve onların bugünkü mirasçılarının) Arapçayı bol bol öğretmesine ne denilir! Osmanlı, uyduruk bir DİL yaratıp, halkının dilini boşveren bir Sulatanlıktır. Elbette Fransız yönetimi ne kadar kan dökmüş olursa olsun, dini ne olursa olsun, eski sömürgeleri ondan kopamaz. Buyrun, gücünüz yetiyorsa koparın! Hepsi Bağımsızlığını kazanalı 50- 60 yıl oluyor ama kültürel olarak Fransız dünyasına kopmaz bağlarla bağlıdırlar.


      Biz, en yakınımız olan ve Türk Kültürüne en büyük katkıyı yapmış olan Ermeni, Rum ve Musevi nüfusunu kaybetmekle çok şey yitirdik. Aramızda hemen tek bir ayrılık kalmıştı; Din Ayrılığı! Dinciler için bu önemli bir ayrılıkıtr ama çağdaş insanlar için niçin sorun olsun! Sanırım bugün olayın DİN yanının vurgulanması mevcut iktidarın da işine geliyor. Çünkü DİN bataklığında büyüyen yaratıklar vardır ve sonuçlarını görüyoruz.


      Bugün ülkemizde, özellikle büyük kentlerde, yol kesen – haraç toplayan – tiner kullanan – otobüs yakan – halkı terörize eden – çete kuran – kadınlara saldıran – bedavadan yaşayan – sürekli hır çıkaran ... bir tek Ermeni, Rum ya da Musevi gördünüz, duydunuz mu? Olayı bir de bu yönüyle düşünelim.


       Kürdistan dedikleri topraklardan Ermeni tehciriyle, Süryanilerin kaçırılmasıyla ve ne yazık ki Türkiye eliyle  ya da göz yummasıyla GERÇEK bir nüfus arındırması yaşandı. Yani Türkiye, deyim yerindeyse KÜRT derebeylerine, mafyasına, Kör gelenek ve zrobalığına hizmet etti ve işi daha da ileri götürüp; Kuzey Irak'ta devlet kurdurdu. Yüzıl önce Urfa, Diyarbakır gibi yerlerde Kürt nüfusu küçük bir oran iken, şimdi Etnik arındırmayla oralara egemen oldular. Dahası, bu olayların tüm suçu – günahı da Türkler üzerine yıkıldı ve bedel ödetildi, ödettirilecek.


      Şimdi Suriye belası ile ikinci büyük adım attırılıyor; böylece Dört Parça diye söyledikleri Devletin iki parçası kurtarılmış olacak. Hem de Türkiye eliyle. İşte Gaflet – dalalet ve İhanetin adı budur.


     AYKIRI düşünceler daima yanlış anlaşılmaya ve yorumlanmaya mahkumdur; ben bundan korkmuyorum ve sözümü söylüyorum.Yazmak demek, Yanlış anlaşılmayı peşinen kabul etmek demektir, diye bir yazardan okudum. Tanıdığım Ermeniler içinde ülkemizin kötülüğünü düşünenlere rastlamadım. Varsa, bunlar tek yanlı propoganda ile kafaları doldurulmuş olan ve Türkiye'yi görmemiş Diaspora çocuklarıdır. Ama, İsveç meclisinde Parti kararını bile dinlemeyip Van'lı bir Kürt milletvekilinin nasıl Soykırım Yasasına evet oyu verdiğini gördük. BDP'lilerin demeçlerini okuyoruz.   


     Türkiye eliyle aşamalı olarak  Büyük Kürdistan kurmak planı ise rafa kaldırılmalıdır.


     Ölüleri diriltemeyiz, ama Demokrasi ve Özgürlüğü savunmak ve bu temelde yeni bir yapılanma amaçlıyorsak, çözümler Radikal olmak zorundadır. Bunu yapamaz isek, Fransa gibi ülkelerin, Kürt Mafya ve Teröristlerinin, Derebey kalıntısı zorbalarının şerrine teslim olacak ya da ayrık otu gibi ülkeyi boydanboya sarıp teslim almalarına razı olacağız.


    Bunu yanlış anlayan anlasın!


    Toparlarsak; Fransa Avrupa Kimliğini kendi kültür odağı etrafında  oluşturmak ve baştanberi ısrarla sürdürdüğü Türkiye'yi AB:nin dışında – ama aynı zamanda yörüngesinde – tutmak politikasına uygun olarak son bir darbe indiriyor.


       Türkiye, ta baştan AB için vermiş olduğu dilekçeyi çekmiş olsaydı bu tür konular asla gündeme gelmeyecekti. Ama, erk sahiplerinin politkalarını uygulamaları ve Ilık islama doğru yelken açabilmeleri için bu gerçeği bile bile ülkeyi futbol topu gibi oyuncak ettiler. Eeee, her halk başına geçirdikleri KADAR büyüktür, denilir.


     Bilmem Anlatabildim mi?



 


Facebook Facebook Digg Digg Google Google Del.icio.us Del.icio.us
Bütün Yorumları görmek için tıklayınız!


Harbi Gazete Twitter'da

© Copyright 2011 Harbi Gazete
Her hakkı saklıdır. Yazılardan Yazarları Sorumludur.