Bölge insanının ”gölümüzü, köyümüzü, doğamızı kurtaralım!” çırpınışına bilim adamlarımız tarafsız olarak çözüm önerileri sunmaktalar, siyasi iktidarlar geçici çözümlerle yetinmekteler. Köklü çözümler ise her üç grubun işbirliğini gerektirmekte.
Abdullah Gürgün
Bafa Gölü’nün sorunlarına köklü çözümler üretebilmek amacıyla bir süredir yayın yapıyoruz. Orman ve Su İşleri Bakanı Sayın Profesör Dr. Veysel Eroğlu’nun Bafa’yı kurtardıklarını söylemesi konumuza yeni bir boyut kattı. Benim gibi,bölge insanlarının hiçbir çıkar gözetmeden olaya bakışı, doğanın hergün daha da bozulmasına yüreği yanan bilim adamlarımızın olaylara sessiz kalmaması, bilimsel bakış ve iktidar endişesi ile geçici, makyaj niteliğinde, çözüm gibi görünen önlamlerle yetinebilen siyasi bakış gözler önüne serilmiş oldu.
Bölge insanının ”gölümüzü, köyümüzü, doğamızı kurtaralım!” çırpınışına bilim adamlarımız tarafsız olarak çözüm önerileri sunmaktalar, siyasi iktidarlar geçici çözümlerle yetinmekteler. Köklü çözümler ise her üç grubun işbirliğini gerektirmekte.
Yapılması gereken nedir? Bölge insanı rahatsızlığını açıkça söyleyecek. Bilim adamlarımız, gerekli incelemelerini yapacak ve hastalığı teşhis edecek, tedavi yöntemini ve ilaçların neler olduğunu açıklayacak. Siyasetçilerimiz de cesaretle, bu tedavinin gerektirdiği ilaç ve araç gereçleri sağlayacaklar ve bilim adamlarımızın, halkımızın önünü açacaklar.
Bu üç aktör uyumlu çalışmazsa güzel bir sonuç çıkmayacağı açıktır. Tıpkı bir orkestrada tüm müzisyenlerin uyumiçinde çaldıklarında güzel bir melodinin ortaya çıkması gibi. Eğer uyum içinde çalınmazsa ortaya müzik yerine gürültü çıkacağı besbellidir.
Özetle söylemek gerekirse, bölge halkı, bilim adamı ve siyasetçi birliği çözümler için şarttır.
Tüm bu nedenlerle sayın bakanın gerek bölge halkına gerekse değerli bilim adamlarımıza kulak vermesini diliyoruz. Yazılarımız yalnız kendisine değil başta Muğla ve Aydın Milletvekilleri olmak üzere tüm milletvekllerimize de gönderilmekte kendilerinden sorunlarımıza eğilmeleri rica edilmektedir.
KESİCİ VE GÜRGÜN’ÜN İLETİLERİ
Son yazımızdan sonra değerli bilim adamı Bafa sevdalısı Yrd. Doç. Erol Kesici aşağıdaki iletiyi gönderdi:
Merhabalar Abdullah Bey,
Sayın Velittin hocam benim size son gönderdiğim kısa açıklamada kastedileni yanlış anlamış.Sayın hocamın belirttikleriyle ayrı düşmememiz söz konusu olamaz. B.Menderes Bafa Gölü'nün AORTudur fakat temiz ve doğal akışla su taşımalıdır,engellenmemeli kirletilmemelidir.B.Menderes ne kadar temizse Bafa da o kadar temiz olacaktır.
Benim dış müdahaleden kastım Bafa Gölü’ne Büyük Menderes'ten su aktarılması değildir. LATMOS Körfezinde Bafa Gölü’nün oluşumunda B.Menderesin, yeraltı ve yüzey sularının etkisi yadsınamaz. Dinar Bülüçalan dan kaynak alan B.Mendersin temiz suları ve deniz suları yıllardır Bafa Gölü’nün can suyunu oluşturmuştur. Belirtmek istediğim (konferanslar dada açıktır) B.Menderes’in akışı üzerinde kurulan setteler, göletler - barajlarla ve regülatörlerle göle doğal akışla su girişinin engellenmesidir. B.Menderesin Afyondan Aydına kadar yörenin her türlü atıklarının havzanın doğal birikim alanı olan Bafa da depo edilmesidir. Bafa’nın son yıllardaki sorunu sadece su seviyesinin yükseltilmesi değildir. Önce Bafa Gölü çanağındaki atıklar temizlenmeli ,B.Menderes den temiz su gelmeli, gölü besleyen kaynaklar engellenmemeli, gölde su akışları doğal olmalı , yılların Bafa Gölü bu sayede kendi doğal yapı- dengesiyle temiz ve canlı kalmıştı. Elbette B.Menderes kaynağı Bafa gölünün aortudur.
Bafa Gölü'nün günü kurtarmaya,polimiğe ve kısır çekişmelere değil ortak bilimsel akla ihtiyacı vardır,Bafa Gölü'nün sorunları yaşanarak bilinir ve yöre halkı orada çalışmalar yapan araştırmacılar kadar gölün bu hale nasıl geldiğini neler yapılması gerektiğini bilmektedir.Ben daha iyi bilirimi, inatlaşmayı bir kenara bırakıp, sizinde belirtiğiniz gibi araya gelip hep birlikte ortak çözüm yolları aramalıyız.
Saygılarımla
E.KESİCİ
Erol Beyin mektubunda bir kırgınlık sezinlediğim için kendisi de bir Bafa sevdalısı olan sevgili amcamProf Dr Velittin Gürgün’e ilettim. Gelen yanıt hiçbir kuşkuya yer vermeyecek şekilde Erol Beyin görüş ve çalışmalarını tamamen destekler nitelikteydi. Bu samimi mektubu da aynen sunuyorum:
Sevgili Yeğenim,
Ben Erol beyin katkılarından ve gösterdiği hassasiyetten son derece memnun ve mutluyum. Benim yazdıklarım kesinlikle ona karşı veya koşut olarak değerlendirilmemeli. Benim asıl kızgınlığım Veysel Eroğlu ve onun zihniyetinedir. Erol bey gibi Bafa sevdalısı değerli bilimadamlarına olan ihtiyacımız her gün daha da artmaktadır. Onun varlığı ve Bafa'ya katkısı bzim için bir şanstır. Zaten ne yapılacaksa onun önderliğinde ve bizim naçiz katkılarımızla yapılabilir. Eğer yazdıklarımdan dolayı Erol beyi kırdıysam çok üzülürüm ve gönlünü almak için her şeyi yaparım.
Selam ve sevgilerimle
Amcan
Umarım bu samimi mektuplarla Bafa sevdalıları ailesi içindeki bu yanlış anlamayı da düzeltmiş olduk.
Değerli erol Kesici yalnız göllerimizin önemini anlatan bir yazı göndermiş. Bafa gölü açısından da büyük önem taşıyan yazıyı sunuyorum:
GÖLLERİN ÖNEMİ KAVRANAMADI; Kimi Kurutuldu Kimi kirletildi
Doğal göller, sellerin ve su taşkınlarının güvencesidir. Göller; bulundukları havzaların su toplama alanlarını oluşturdukları için su baskınlarının en önemli sigortasıdır. Göller; yer aldıkları çanaklarındaki düdenlerle, suyollarıyla, su kaynaklarıyla yer altı sularının beslenmesinde en önemli doğal su kaplarıdırlar ve hiç para harcamadan, bulunduğunuz bölgenin su rejimini düzenlerler Bafa Gölü gibi, Eğirdir Gölü gibi, Söke ovasının sulak alanları gibi su kaynaklarımız.
Geçtiğimiz günlerde Söke ve Amik ovalarında yaşanan su baskınları doğal felaket olmayıp, insanların son 55 yıl içerisinde doğal su depolama alanlarını olan göl yataklarını kurutarak; tarım, yerleşim yeri, yol ve havaalanı vb. yapılarla işgal etmelerinin sonuçlarıdır. Bu gün su baskını meydana gelen alanlar binlerce yıldır su toplama –taşkın önleme alanı işlevine sahipti. Kurutulan göl alanlarının yerine su toplama görevini yerine getirecek oluşumlar yapmadı. Gölün olan ovaların sular altında kalması yeni bir durum değildir. Geçtiğimiz yıllarda da hep aynı yerlerde seller oluştu. Sular tahliye edilmekte… Afet bölgesi ilan edilsin mi edilmesin mi denilmekte… Çözüm suyun yatağını ve yolunu değiştirmemek, bozmamak, havzanın topoğrafyasını şekillendirmemek… Ne zaman? Hangi mevsim ne kadar yağış alınacağının ve miktarının garantisi yoktur. Su baskınlarının nedeni; küresel ısınma diyerek de, avunulamaz.

Söke Ovası –Kalcık ova Köyü- 2012
Su baskınları; daha çok para kazanmak için doğayı değiştirmenin sonuçlarıdır …
Doğanın ürünü göllerin önemi kavranamadı, görmezlikten gelindi… Doğal göller dere ve çaylarıyla; aşırı yağışlarda toprak tarafından emilemeyen fazla suyu depolayarak; yavaş ve düzenli olarak çevreye bırakarak ve taşkınların yok edici etkisini önemli ölçüde kontrol ederek, kıyılarda deniz suyunun girişini önleyerek su rejimini düzenlerler. Sulak alanların sutaşıma sistemleri olan dere ve çayların üzerine HES, baraj ve gölet yapılmamalı, derelerin, çayların akışı ve yönleri değiştirilmemeli, yoksa yüzey suları taşınamaz ve depo edilemez, bu tür taşkınlara da doğal afet denemez… Doğada neyi nereye niçin neden yapacağımıza çok iyi düşünerek karar verilmelidir. Doğa; gölleriyle dere ve çaylarıyla kendi su taşıma düzenini hazırlamış ve canlılar bu düzene göre yaşam alanlarını oluşturmuşlardır. Su baskınları; insanların doğanın kendilerine uymasını isteyerek, doğayı şekillendirmesinin sonucudur.
Su üreten, taşkınları önleyen sulak alanlar kurudu/kurutuldu. Sulak alanlar kurudukça insanlar oraları işgal etti. Binlerce yıllıdır kendi kendine yeten, yaşayan doğal oluşum; insan müdahaleleriyle son elli yılda yok edildi… Yüzey suları taşınamaz ve depo edilemez oldu… İşte; yağışlarda yerleşim alanlarının ve Söke Ovası’nın büyük bir kısmının sular altında kalmasının, bölgede insanların yazın pamuk ektiği tarlasının, kışın göle dönmesinin nedeni de bu müdahaleler değil midir?
B. Menderes havzasında yazın hayvanların otlatıldığı mera; kışın balık avlanan sulak alana dönüşmekte
Amik Ovası mı? Amik Gölü mü? …
Doğal olan Amik Gölü’nü kurutmak için milyonlarca TL harcanarak, yıllarca uğraşıldı. Amik Gölü’nün suları Asi Nehrine kanallarla yönlendirildi… Roma Devri’nin Diocletian Köprüsü dar geldi Amik Gölü’nün sularına, tarih köprü yıkılarak betonarme köprüye dönüştürüldü. 1955 den 1980 yılına kadar sürdü gölün yok edilmesi… Kurutulan göl sahası tarım alanına dönüştürüldü…

Amik Gölü idi…Kurutuldu Amik Ovası oldu
Çok sayıda bilim insanın karşı çıkmasına rağmen Amik Ovasına 2007 yılında modern bir havaalanı yapıldı… Yerleşime açıldı…

Hatay Havaalanı- Şubat 2012
Bu gün Amik ovasında 150 bin hektara yakın alan yer yer 2-3m. derilikte sularla kaplı,,. Tarım ve bilhassa buğday ekili alanlarda sular kısa zamanda çekilmezse tohumların çürüyeceği ve büyük zararlar oluşacağı belirtilmektedir… Bu doğanın; insanlara doğal yapılarla oynamasının, yaşam alanlarını korumadan para kazanmanın nelere mal olacağı konusunda vermiş olduğu acı derslerin diğer bir örneğidir. Ekolojik ve ekonomik kayıplar…Zararı kim karşılamakta…

Amik Ovası- Şubat 2012
Su yolunu bulur; yatağını vermez…
Doğa yasaları unutulmamalıdır… Doğa düzenini oluşturduğu su yatağını vermemekte… Karadeniz sahil yollarında, Meriç de, Söke de, Hatay da vb. su baskınlarının nedeni doğal su yollarının işgalleri, yeşil alanların betonlaştırılmasıdır. Söke’de, Avlan Gölü’nde, Amik Gölü’nde vd. göllerde kurutmalar için duyulan pişmanlıklar doğal gölleri geri getirmiyor.
Bu tür felaketler yaşandıktan sonra değil, doğanın bilimsel gerçeklerine göre hareket ederek yaşanmadan önlenmeli. Suyun yatağını işgal edersen, dereleri çayları kurutur, yönlerini insan isteğine göre yaparsan, dere yatağına yerleşirsen gün gelir su yatağını bırakmaz. Çünkü bu yerler önceleri ova değil, sulak alandı. Yaşananlar; doğanın değil insanın oluşturduğu felakettir… Unutulmamalıdır ki yaşamın kaynağı olan SU iyi yönetilirse bolluk ve bereket getirir, SU kötü yönetilirse kıtlık ve felaket getirir…
Yr.Doç. Dr. Erol KESİCİ - Sulak Alanlar Konferansı-
(Devam edecek. 30 Kasım 2011 tarihinde Bafa belediye başkanına bir mektup göndererek belediyede olan bitenlerle ilgili olarak bazı sorular yöneltmiştim. Bu üçüncü ay, TIK yanıt yok. 20 Şubat Pazartesi gününe dek bakleyeceğim. Daha sonra mektubun soruları içeren bölümü yayınlanarak belediyeleri denetleyen yetkililerden yanıt istenecek)