RSS / XML
$1.8295
€2.3265
IMKB56,936
Foto Galeri
Video Galeri
Bu haber 16 Şubat 2012, Perşembe 03:24:09 tarihnde eklendi. 474 kez okundu.
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

İSVEÇ’İN YENİ AYIBI:

Dünya kaynayan bir kazana dönmüş, emekçi sınıflar için yaşam her yerde çekilmez halde, Emperyalizm insanları birbirine düşürmek için binbir oyuna başvuruyor. Bu durumda Ermeni ve İsveç halkını Türk halkına karşı kışkırtmanın ne alemi olabilir?!.
İSVEÇ’İN YENİ AYIBI:

Abdullah Gürgün

Ermeni filmci Suzanne Khardalian, İsveçli filmci eşi PeÅ Holmquist ile birlikte yeni bir soykırım propogandasıyla karşımızda: Babaannemin Dövmeleri...

 

Filmde Khardalian’ın, "Khanum (Hanım?)" isimli babaannesinin öyküsünden yola çıkılarak 1915 -1923 yılları arasında Ermenielere soykırım uygulandığı konusu işleniyor.

 

Babaannemin dövmeleri 2009 yılından bu yana İsveç basınında “yapılacak”, “yapılıyor”, “yapıldı” gibi yayınlarla pazarlanıyordu.

Örnek:

”Belgesel fimci Susanne Khardalian bir süre önce bazı resimler buldu. Birinci Dünya Savaşı sırasında bir milyon Ermeninin öldüğü soykırımdan kurtulan kadınların resimleri. Babaannesinde de bulunan dövmeleri tanıdı. Susanne Khardalian şimdi ’Babaannemin Dövmeleri” filmini yapıyor. Aile üyeleriyle söyleşerek babannesinin kaçırıldığını, binlerce Ermeni kızına yapıldığı gibi, kime ait olduğunun bilinmesi için yüzüne ve ellerine dövme yapıldığını öğreniyor”. 3 Aralık 2009 Studio 1”

Khardalian’ın açıklamasına göre filmi yapma fikri İsveç’in ünlü belgeselcisi PeÅ Holmquist ile yıllarca önce Paris’te tanıştığında başlıyor.

21 Eylül 2011’de galası yapıldı ve bazı sinemalarda gösterilmeye başlandı. 2012 başından bu yana konuşulmaya başlandı. Bugün (16 Şubat Perşembe) ise İsveç Televizyonu 2. Kanalı SVT2’de gösterilecek. Aynı film daha sonra üç kez daha gösterilerek İsveç gündemine oturtulacak. SVT filmi ilk kez, bugün (16 Şubat Perşembe) saat 20.00’de, daha sonra da, 17 Şubat Cuma günü saat 15.50’de, Cumartesi günü 14.40’ta, ve 19 Şubat Pazar günü saat 00.25’te yayınlayacak.

 

Filme Türkiye Cumhuriyeti’nin ne tepki vereceği merak konusu.  Banu Avar’ın İsveç’i eleştiren bir filminden sonra önce yayınının durdurulması, sonra da Banu Avar’ın işten atılması gibi bir olayın burada olmayacağı kesin. İsveç’te bunu ne yaparlar ne yaptırırlar. İsveç’te bizdeki gibi Sezar’dan çok Sezarcı olan işbirlikçiler yoktur. İsveç Televizyonu başkası istedi diye programı kaldırmaz. İsveç siyasetçileri Türkiye Cumhuriyeti’nden gelebilecek “baskıları” umursamaz. Türkiye Cumhuriyeti şimdiye dek güçlü bir kararlılıkla saldırıları göğüsleyemediği gibi şimdi göğüsleyebileceğini düşünmek de iyimserlik olacak.

 

Filmin Vikidipedia’ya konan tanıtım yazısında şunlar yazılı:

 

“Babaannemin Dövmeleri İsveçli Filmciler PeÅ Holmquist ve Susanne Khardalian tarafından yapıldı. Onların diğer filmlerinin çoğu gibi bu da Ermeni soykırımını ele alıyor. Bu kez Ermeni kadınların Türkler tarafından nasıl tecavüze uğradıkları ve köle olarak satıldıkları işleniyor”.

 

İsveç’in resmi bir makamı olan ”Yaşayan Tarih Kurumu (Levande Historia)” da filmi websayfasında tanıtarak görülmesini öneriyor:

“Susanne Khardalian babaannesini soğuk, itici biri olarak anımsıyor. Ellerinde ve yüzünde insanı korkutan garip dövmeler vardı. Çocukları bunların ne olduğunu bilmiyorlardı. Susanne dövmeli başka kadınların resimlerini gördükçe akrabaları ve ailesi hakkında saklanan bir gizem ortaya çıkmaya başladı, 1915 – 1923 arası Ermenilere uygulanan soykırım sırasında meydana gelen korkunç bir tecavüz olayı”.


Basında çıkan yazılarda bazı ayrıntılar farklı olsa da öz olarak duygu sömürüsünün etkisinde oldukları görülüyor: ”Türkler 1915- 1920 ya da 1915 – 1923 yılları arasında soykırım yaptı.  1, 1,5 ya da 2,5 milyon Ermeni öldürdü”, ”siyasi nedenlerle çöllere saklanan ama şimdi kumları savrulup uçan soykırım”, ”Susanne ve kocası Türklerin yaptıklarını göstermek için uğraşıyor”, ”Türkiye ve diğerleri kabul etmek istemiyor”, ”Kızları, kadınları kaçırıp tecavüz ettiler”, ”korkunç tecavüz”, ”tecavüz savaşta etkin bir silah”, ”evlendirildi, satıldı, odalık olarak kullanıldı”, ”zorla dövme yapıldı, hayvan gibi damgalandı”, ”düşmanın çocuklarını doğurdular”, ”acı bakışlar”, ”dövmeleri utançla saklıyorlar”, ”ömür boyu yaşadıkları cinsel şiddetin utancı tenlerinin altına dövmelerle işlenmiş”, ”104 yaşında kadın annesine ağlıyor”, ”gençbir kadın ağlamaya başlıyor”,”tecavüzün acısı yeni kuşakların ruhuna geçiyor”,

Ağlamalarla, sızlamalarla, duyguları kamçılayan bir müzik eşliğinde siyah beyaz fotoğrafların nostaljik, hüzünlü havasında kamera gezintileriyle, aile bireylerinin acı konuşmalarıyla, acıma duygularını öne çıkarmayı başaran usta kurgu yöntemleriyle izleyiciyi etkiliyor. Film verilere dayanmak ve tarafsızlık ilkesi gibi en basit koşulları gözardı ediyor.

Film, bazı yerlerde Ermeni çorbası ikram edileceği ilanıyla çorbalı gösterilerle, üniversitelerde ”eğitim amaçlı” sunuşlarla, hatta Birleşmiş Milletler Dernekleri ve Müzelerde bile özel gecelerle kitleye ulaştırılıyor.

Filmin masraflarını karşılayanlar arasında yurttaşların vergileriyle oluşturulan, film yardımlarını dağıtan Svenska Filminstitutet(İsveç Film Enstitüsü), Nordisk Film &TV Fond(Kuzey Film ve TV Fonu)  ve Konstnärsnämnden(Sanatçılar Kurulu) bulunuyor. İsveç Televizyonu dört kez gösterim için de ayrıca para ödeyecek.

 

Yurttaşların vegileri ile finanse edilen film   Ermeni Susanne Khardalian ile İsveçli usta belgesel yapımcısı PeÅ Holmquist tarafından mükemmel bir şekilde pazarlanıyor. Felaket tüccarlığı bu mu?

Filmi izledikten sonra akılda hüzünlü yüzlerden, hıçkırık seslerinden ve Türklerin vahşetinden başka birşey kalmıyor.

Khardalian daha önce   de ”Ermeni soykırımı” konulu  ”Ararat’a  Dönüş” ve ” Köpeklerden Nefret Ediyorum - Soykırımdan Son kalan 99 yaşında Paris’te yaşayan bir kişinin öyküsü ” fimlerini yapmıştı.

Bu sonuncusu duygu sömürüsüyle insanları etkileyip Türklere düşman etmede en başarılı olanı.

Artık hayatta olmayan birinin önyargılarla dolu bir torununun yine önyargılarla dolu akrabalarıyla konuşmalarına dayanarak kendi istediği sonuçlara varması filmin belgesel değil, düş ürünü bir kurgu filmi olduğunu gösteriyor.

Babaannenin bir Kürt tarafından kaçırıldığından ve yedi yıl o adamla yaşadığından yola çıkıp “Türkler 1915 -1923 yılları arasında soykırım yaptı, 1,5 -2 milyon Ermeniyi öldürdü, kızlarını kaçırıp tecavüz etti bir de kendilerine ait olduğunu göstermek için dövme ile damgaladılar” demek büyük yaratıcılık gerektiriyor.

Dövme dünyanın her yerinde binlerce yıldır yapılagelmektedir. Türkiye’de öyle. Özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da bugün de vardır. Kız kaçırma olayı da bugün de olan kötü bir gelenektir. Ege’de bile “Allahın emriyle olmazsa bıçağın demiriyle” denir. Burada Etnik köken, din aranmaz. Bir erkek bir kıza göz koymuşsa kaçırabilir. İşin tuhaf tarafı kız tarafı da bu zorla kaçıırlma sonrası “namus temizleme” adı altında zaten tecavüze uğramış kızlarını ömür boyu o erkekle yaşamaya zorlarlar.

Bir yanda Çanakkale’de ölüm kalım savaşı veren Osmanlı Doğu ve Güneydoğu’da da Ruslarla, İngilizlerle,  Fransızlarla çarpışmaktadır. Ermeni çeteler orduyu arkadan vurmaktadır. Hatta düşman ordusunda savaşan Ermeniler vardır. Hangi ülkede olursa olsun bunun adı “vatana ihanet”tir. Tehcir kararı o nedenle alınmıştır.

Evet binlerce insan her iki taraftan da ölmüştür. Ermeniler buna “soykırım” değil, “büyük felaket derler. Müslümanlar da “Ermeni mezalimi”. Bu binlerce yıl birlikte yaşamış olan insanların birbirlerini boğazlamasıdır. Karşılıklı katliamdır. Buna “Mukatele” deniyor.

Anasız, babasız kalan çocukların hali daha beter olmuştur. İyi ya da kötü niyetle Müslümanlar tarafından alınan çok sayıda çocuk vardır. Yazar İbrahim Ethem ATNUR’un “ Türkiye’de Ermeni Kadınları ve Çocukları Meselesi” kitabı bu konuyu işler.


Atatürk Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyelerinden Yrd. Doç. Dr. İbrahim Ethem Atnur, ‘Türkiye’de Ermeni Kadınları ve Çocukları Meselesi’ isimli kitabıyla tehcir sırasında yaşananları gün yüzüne çıkardı. Osmanlı Hükümeti’nin kadın ve çocukları korumak için yasa çıkardığını, Müslüman ailelere baktıkları Ermeni çocuk başına para verdiğini ve bu dönemde Osmanlı Hükümetinin  bu çocuklar ve kadınlar için bir milyon 150 bin lira harcadığını açıkladı. Osmanlı hükümelerinin Türkiye'de misyonerlerin de bu kadın ve çocuklara yönelik yardım çalışması yapmalarına izin verdiğini vurgulayarak, "soykırım yapmak isteyen devlet bunu yapar mı?" sorusunu sordu.

 

 

İnsan "İsveç’teki soykırım tüccarları tüm İsveç’i aldatarak (manipüle ederek) yine Ermenilerin “Büyük Felaket”inden maddi manevi büyük kazanç sağlamayı başardılar" demekten kendini alamıyor. Dünya kaynayan bir kazana dönmüş, emekçi sınıflar için yaşam her yerde çekilmez halde, Emperyalizm insanları birbirine düşürmek için binbir oyuna başvuruyor. Bu durumda Ermeni ve İsveç halkını Türk halkına karşı kışkırtmanın ne alemi olabilir?!.

Açıkça söyleyelim: 1915-1923 yılları arasında Türkler soykırım yapmamışlardır, vatanı savunmuşlardır. Emperyalizme ve onların safında yer alan hainlere ve işbirlikçilere karşı, Dünya halklarına örnek bir kurtuluş savaşı vermişlerdir. Gerekirse gene vereceklerdir.

İsveç Televizyonu’nun -eğer tarafsızsa- Sarı Gelin, belgeselini de satın alıp göstermesi gerekir. İsveç’teki tüm sivil toplum kuruluşlarımızın bu talebi dile getirmeleri ve aşağıdaki linkleri hem SVT’ye hem de çevrelerine yaymaları yerinde olur sanırım.


Ermeni Sorunu Belgeseli:



Bölüm1:

http://www.youtube.com/watch?v=hCmg7AdM1tU

Bölüm2:

http://www.youtube.com/watch?v=g6YJw...elated&search=

Bölüm3:

http://www.youtube.com/watch?v=o7Q77...elated&search=

Bölüm4:

http://www.youtube.com/watch?v=fr0kW...elated&search=

Bölüm5:

http://www.youtube.com/watch?v=C_p7lh2m8Vw

Bölüm6:

http://www.youtube.com/watch?v=EBOCDvIVMpE

Bölüm7:

http://www.youtube.com/watch?v=mdW7cOknKmk

Türkler'e ait bir toplu mezar:

http://www.youtube.com/watch?v=6qForZRFT9M


Facebook Facebook Digg Digg Google Google Del.icio.us Del.icio.us
Bütün Yorumları görmek için tıklayınız!


Harbi Gazete Twitter'da

© Copyright 2011 Harbi Gazete
Her hakkı saklıdır. Yazılardan Yazarları Sorumludur.