Abdullah Gürgün
“Bahçelerde mor meni
Verem ettin sen beni
Ya sen İslam ol Ahçik
Ya ben olam Ermeni
(Bir Anadolu türküsü)”
Hrant Dink’in sokak ortasında hunharca vurulmasının nedeni Türklerle Ermenilerin dostluğunu savunan Antiemperyalist, yurtsever, sosyalist, sevilen bir Ermeni olmasıdır.
Dink’in canına Türkiye düşmanı olduğu için değil, tam tersine Türkiye severi –Yurtsever- Antiemperyalist- olduğu için kıyıldı.
Yoksul bir ailenin çocuğuydu. Yetim evlerinde büyüdü. Vurulduğunda üstüne bir gazete örtmüşlerdi. Garibimin ayakkabılarının altındaki delikleri gizleyememişlerdi.
Hrant ne ABD’ye ne de AB’ye yaslananlara iltifat ediyordu. O nedenle malum kışkırtıcı Ermeni guruplarıyla da arası iyi değildi.
Hrant ölümünün beşinci yılında anılırken yine binlerce insan “Hepimiz Ermeni’yiz, Hepimiz Hrant Dink’iz” sloganı taşıyorlardı. Bunların çoğunun Ermenilikle uzaktan yakından ilgisi yoktu. Ortak yanları haksızlığa isyandı. İsyanlarını bu sözlerle somutlaştırıyorlardı. “öyleyse, beni de vurun” dercesine haykırıyorlardı.
Binlerce insan kendini, bir diğer insanın yerine koyuyorsa buna uluslarası insanlık dilinde “Empati” deniyor. Birbirinin halinden anlıyor. Birbirine omuz vermeye çalışıyor.
Bir de karşıt tutum var. Tüm Türkleri ve Müslümanları dünyanın tüm kötülüklerinin nedeni olarak göstermeye çalışan tutum. Tut birini vur ötekine…
“Türkler öldürdü, Müslümanlar kesti”…
Birinci Dünya Savaşı yıllarında insanlarımız boğazlaşmışlardır. Çok acı olaylar yaşanmıştır. Mustafa Kemal Atatürk’ün deyimiyle “utanılacak olaylar” olmuştur.
Yaşlı Türkler, Kürtler, Müslümanlar Ermeni mezalimini anlatırlar. Hıristiyan çetelerinin, Fransız ve İngiliz üniformalı Hıristiyanların yaptıklarını ağlayarak anlatırlar.
Yaşlı Ermeniler, Süryaniler, Hıristiyanlar da Osmanlı zulmünü, halkın kılıçtan geçirilmesini büyük bir acıyla dile getirirler. O yıllara “kılıç yılı”, “Seyfo” derler.
İnsanların çoluk çocuk, yaşlı, genç, kadın, erkek aç susuz evlerinden sürülmeleri, tehcir olayı hafızalarda ağır yaralar açmıştır.
Türkiye dışında yaşayan bazı Hıristiyan gruplar bu olaylara şimdi “soykırım” adı vermeye çalışıyor. Türkiye Cumhuriyeti’ni de sorumluluk altına sokma amacı ve çabası da var.
Yurtseverler, Antiemperyalistler ve devrimciler ise Türkiye halkının emperyalizme karşı savaşırken yaşadığı boğazlaşmalara böyle bir isim verilmesine karşı çıkıyorlar. Olaylarda Rus, İngiliz, Fransız ve Almanların entrikalarına dikkat çekiyorlar. Aynı ülkenin, yıllarca bir arada yaşamış insanlarının birbirlerini katletmesini, acı olaylar olarak algılıyorlar.
Almanya’nın, başkaldırı ve ihanet gibi yasadışı bir eyleme girmemiş bir halkı, salt Yahudi olmaları nedeniyle yok etmek için, planlı, programlı bir şekilde adım adım gerçekleştirmesine “soykırım” deniyor. Irkı, dini, rengi nedeniyle bir halkın yok edilmesi sözkonusu.
Kendi ülkene karşı silah kullandığın an suçlu sayılıyorsun. Hain sayılıyorsun. Tüm dünyada bunun adı vatana ihanet.
Cinayet, kıyım, toplu kıyım, kırım, soykırım, etnik temizlik, boğazlaşma, iç savaş, isyan gibi kavramlar birbirine karıştırılıyor..
Bir “Soykırım” enflasyonu başladı. Bu kavramı çaya çorbaya limon gibi kullanmamalı?
Son yıllarda Türkiye Cumhuriyeti içerden ve dışardan saldırı altında. Ermeni, Süryani, Asuri, Keldani, Rum, daha akla ne gelirse soykırımlar savları dayatılıyor…
Emperyalizme karşı ortak çıkarlar etrafında birleşmesi gereken kardeş insanlar yine karşı cephelere sürülüyor. Yeni bir kan davası başlatılmak isteniyor. Tıpkı 1. Dünya Savaşı’nda olduğu gibi boğazlaştırmalar için kışkırtma, ortalığı kızıştırma oyunları. Bilinçli kışkırtıcılar ve oyuna gelen zavallı figüranlar…
Bunu kabul etmek mümkün mü?
Ne diyordu Hrant Dink?
“Ne ikrar, ne inkar, idrak!”
Ben de diyorum ki, “İster inkar, ister ikrar ama ille de idrak!”
Ya da şöyle diyelim: “İster sempati ister antipati ama ille de empati”.
Şöyle açıklayalım: Hrant Dink “soykırım” diyenlerdendi ama “soykırım” demiyenleri dışlamıyordu. Herkesin görüşüne saygı gösteriyor ama bunun Türkiye düşmanlarının elinde alet olmasına karşı çıkıyordu. Biz meselemizi kendi aramızda kendimiz çözeriz diyordu. O nedenle de “İDRAK’a önem veriyordu.
Savaş biteli yıllar olmuş, Osmanlı tarihe karışmış, Lozan Anlaşmasıyla geçmişe nokta konmuş ve Türkiye Cumhuriyeti kurulmuş. Temel siyasetlerinden biri olarak “yurtta barış dünyada barış” kabul edilmiş. Barış içinde yaşayan çağcıl bir Türkiye kurma hedefi ortaya konmuş. Türlü devrimlerle o yola girilmiş ve etnik ve dini kökenine bakılmaksızın herkesin bu devrimlere katılması istenmiş. Aradan geçen yıllarda Cumhuriyet devrimlerinden adım adım geri dönülmüş. Türkiye Cumhuriyeti yine içerde ve dışarda ihanet içinde olanların etkisine girmiş… Bu durumda, etnik ya da dinsel kökenlere bakarak, dayanarak sorunlar çözülebilir mi? Herkes bir yana çekerse o insanların ortak, hak ve özgürlük savaşımları başarı kazanabilir mi?
İşte Yugoslavya örneği, işte Irak örneği…
Hele Anadolu…
Beşikler vermişim Nuh'a
Salıncaklar, hamaklar,
Havva Ana'n dünkü çocuk sayılır,
Anadoluyum ben,
Tanıyor musun ?
Ahmet Arif
Ya da
Bir asa vardı elinde
bir solmuş kırallığın
kadifeden harmanisi üzerinde
Bir hititliydi o bir Selçukluydu
bir Ermeniydi bir Kürttü
bir Türk
Bülent Ecevit
Biz evet, hepimiz Ermeni’yiz, Asur’uz, Laz’ız, Boşnak’ız, Kürt’üz, Çerkes’iz, Hitit’iz, Yörük’üz, Hıristiyan’ız, Müslüman’ız, Yahudi’yiz, Şaman’ız, beyazız, siyahız, sarıyız, kızılız, herkesiz. Biz Anadolu’yuz, Rumeli’yiz. Biz Türkiyeli Türk ulusuyuz.
Kuran'a bak incil'e bak
Dört kitabın dördü de Hak
Hakir görüp ırk ayırmak
Hakikatte yüz karası
Aşık Veysel
Ölümünün 5. Yılında Hrant Dink’i saygıyla anıyorum.