RSS / XML
$1.8295
€2.3265
IMKB56,936
Foto Galeri
Video Galeri
Bu haber 19 Şubat 2012, Pazar 17:40:34 tarihnde eklendi. 158 kez okundu.
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

HAK – HUKUK – ADALET

HAK – HUKUK – ADALET

 İhsan KUTLU

 

    Monteskquieu, GÜÇLER ayrılığını ideal bir toplumun işlemesi için bir model ve zorunluluk olarak ortaya attığında, bir devrimin fitilini ateşlediğini, bugünkü demokrasi düşüncesine giden yola önemli bir taşı yerleştirdiğini belki de yeterince bilemiyordu. Yeniden bu dev ilkeye giden sürece bir göz atarsak, Hammurabi, Solon, On Emir, Şeriat.. denilen hukuk düzenlerini incelersek bu yasaları düzenleyen mantığın biçim olarak değiştiğini ama ÖZ olarak aynı kaldığını görürüz.

      Bunları sıralarsak: Genel hatlarıyla,

    -Yasalar daima güçsüz olanı GÜÇLÜ olan karşısında savunmalı, ezdirmemeli, Hakkını korumalıdır,

    -Bunu sağlayan bir OTORİTE zorunludur. Bu otorite devlet – kamu ya da İlahilik atfedilen TANRI'dır.

    -Otorite, kendi adına yargılamayı bu göreve belli bir süre için seçilmiş insanlar (Antik Atina'da, şimdi ABD.de Jüri üyeleri) ya da Din adına Ulema yapar (Onu temsilen Kadılar...vs)

     -Kamu vicdanı önemli bir etmendir, ancak asla belirleyici olmamalıdır.

     -OTORİTE her zaman ve her durumda ADALET için en büyük tehdittir; çünkü en büyük ve belirleyici güç odur.

     -Bireysel suçlar, örgütlü suçlar, ekonomik suçlar... vs elbette ADALETİ sağlamak amacına uygun olarak gerçekleştirlmelidir; burada ele alınan sorun YASA Koyucu gücün yani ERK'i ele geçiren gücün Adalet anlayışının dayandığı temeli açığa vurmaktır. ERK'in asıl amacı Güçler Ayrılığı değil, çıkarının ve varlığının bekçiliğini yapacak bir Hukuk Düzenidir. 12 Eylül'den beter olarak yaşanan şu anki gerçekler tam da budur.

    Çağdaş Demokrasileri tek tek ele alıp inceler ve işleyişlerine göz atarsak herbir toplum ve ülke hakkında  hak ve hukuk açısından bir değerlendirme yapabiliriz. Bugün ülkemizin daha işin başında olduğunu ve Güçler Ayrılığı noktasında kıyasıya bir kavganın ortasında bulunduğunu saptayabiliriz.

     Her insanın içinde bir çocuk yatar denilir; ama aslında bir CANAVAR da yatar, buna EGO diyoruz. Yani, dünyanın en DEMOKRAT insanının -ya da grubunun- eline sınırsız bir YETKİ verirseniz içindeki canavar ve Ego zaptedilemez biçimde zincirlerinden boşanır ve tüm yıkıcılığını, hırsını ortaya koyar. Bu gerçeği en iyi Bilim adamları, felsefeciler kavradığından dolayı ERK denilen otoriteden kaçarlar ve çoğunun politikaya uzak durması da bundandır.

 

                                                            ÇAĞDAŞ HUKUK DÜZENİ

 

    Ben hukukçu değilim; yasaları, mahkelemeleri son derece değerli hukukçu büyüklerimize bırakıyorum; benim üzerinde duracağım noktalar Hammurabi'den bugüne gelen Hukuk mantığı üzerinde bazı görüşler bildirmektir. Sondan başa doğru gitmemin daha doğru olduğuna inanıyorum; çünkü bir ülkenin Hukuk düzenini kendi – kendisiyle kıyaslayarak bir yere varamayız: Onu Çağdaş hukukun en üst sınırıyla test etmek, sınava çekmek bir zorunluluktur.

     Hayvan Hakları diye bir hukuksal konunun varolabileceğini çoğumuz düşünemezdik; yazılı kuralların olmadığı bu dönemde, büyüklerimiz '!yazık, günah...' diyerek bu canlıların haklarını etik ve dinsel bazı sınırlamalar getirerek, güçlü pozisyonda bulunan biz insanlara karşı korumaya çalışırlardı. Köyümde bu sözlerin bile at ve eşeklere ne kadar yararı olduğunu gördüm. Zamanla gelenek haline gelen bu normlar hayvanların biricik haklarıydı. Şu an İsveç'te, bayıltılmadan hayvan kesimi yasaktır; acı çekerek ölen hayvanların hakları tartışılıyor ve AB ülkelerinden satınalınan etler için bu şartın konması ve bu uygulamanın AB ülkelerinin tümünde yasa olmasının sağlanması talep ediliyor.

     'Ben, hayvanımı istediğim gibi keserim!' der ve bunu uygularsanız cezayı yersiniz. Köpeğine sert davranan, aç bırakan, iyi bakmayan... insanların cezalandırılması doğal sayılıyor; tıpkı kırmızı ışıkta geçmek nasıl cezalandırılırsa.

     'Çocuk işçiler kullanırım, daha iyi, ailelerine destek olurlar,' gerekçesi geçersizdir; bu tür firmalardan ürün aldığı saptanan bir firma hemen açığa vurulur ve onun yapacağı bellidir; tüketicilerden, halktan özürler dileyerek hemen önlemler almaya başlar. Bu uygulamalar, bir yandan Hak kavramının genişlemesi, cezaların kapsamının artması ama güçsüz konumdaki insanların da savunulmasıdır.

    HUKUK, Güçsüzü koruyabildiği oranda Haklı ve Adildir.

   Çocuklar korunmaya muhtaç, savunmasızdır; ağzı - dili yetersiz,  Ailesine karşı bile savunmasız bu çocukları, bebekleri Kamu adına savunmak ve korumak görev olduğundan dolayı Çocuk Haklarından söz ediyoruz. 'Ben Babayım, çocuğumu terbiye ederken döverim de, severim de...' demek Hukuk karşısında geçersizdir. Kadın Haklarından yalnızca kadınlar değil hepimiz söz ediyoruz ve son yıllarda Kötü Muameleden dolayı daha fazla haberler verildikçe tepkiler sel gibi boşanıyor. 'Dinimize göre...' diye savunma yapmanın hukuksal bir geçerliliği yoktur; bazen malum mahkemeler, çok gerilerde kalmış olan bu tür gerekçeleri kabul edip ceza indirimine gittiğinde toplumsal tepkiyi görmek insanı umutlandırıyor.

    İşçiler, patron karşısında; askerler üstü karşısında; öğrenciler Okul ve yönetimi karşısında; her türden Azınlık olanlar (Ne yazık ki bizde hep Etnik azınlık diye bir SAÇMA saplantı akla geliyor) Çoğunluk karşısında güçsüzü temsil ediyor ve HUKUK aslında en fazla bu kesimlerin Haklarını savunmak ve korumak üzere gereklidir. Bu nedenle, geçmişte Grev – Lokavt hakkı denilen denklemin Lokavt kısmına ilerici sendikalar karşı koyar ve lokavtın yasaklanmasını isterlerdi.

 

                                      ERK ve HUKUK

 

    Nietzsche'ye göre 'ERK KORRUP'tur.

   Bu sözde koca bir Hukuk Dünyası ve Tarihi vardır. Bana ülkeyi teslim etseniz, etrafımda 'Evet efendimci' dalkavuk ve çıkarcı bir grup oluşmuş ise dünyanın en büyük DİKTATÖRÜ olurum. Bu kural her insan için geçerlidir, çünkü biz hepimiz aslında EGO denilen bir canavarın elinde oyuncağızdır. Zaten, sırf bu nedenle hukuk, ceza ve mahkemeler vardır.

    Demokratik işleyiş bir DENGE üzerine oturur; toplum kurumlardan oluşmuşsa, her kurumun yetki - görev ve sorumlulukları çok doğru belirlenmişse ve tümünün üzerinde bağımsız bir Denetim varsa sağlam bir demokratik temelden sözedebiliriz. Böyle olmayınca ne olur? Ben bir Diktatör olarak anlatayım;

    Çoğunluk bende mi, bende, 'bu köyde heeeeeeyyyt!, var mı bana yan bakan! Var mı ulaaaannn bana karşı söz söyleyen, surat asan, adımı besmelesiz anan....!' der çıkarım. 'Urun Kellesini!' hükmü Hukuk olur.Nice Sultan, Kral, Hitler, Saddam... benzerleri ERK kurbanları olup; insanlık ve toplumları için faturası ödemekle bitmeyen acılar yarattılar.

    Gerçek Demokratlar, en azından LİBERAL olmak zorundadır. Liberal kavramının bile nasıl kirletildiğini DÖNEK ve Fırıldaklara bakarak görüyoruz. Çünkü, liberaller her zaman ve her yerde (Şu an ne yazık ki, AB ülkelerinde bile onlar şaşkın halde ilkelerine sırt çevirdiler) Hak ve Hukuk savunuculuğunda en ön saflardaydılar. Hukuk madem ki, güçsüz olanların Güçlülere karşı koruması ve garantisidir; onların da bu ilkeden yola çıkmaları gerekmez mi? Siz, çoğu soldan DÖNME olan bu bay ve bayanların İşçi grevlerini, emekçi halkın Hak istemlerini, öğrenci ve diğer gençlerin demokratik kavgalarını... desteklediklerini, bu yolda kalemlerini kullandıklarını gördünüz mü? İktidarı değil, muhalefeti desteklemeleri, daha doğrusu ERK karşısında yer almaları gerekmez mi?Tersine, ERK denilen Otoriter ve Totaliter gücün Projesinin öncü birlikleri olduğunu ispatlamadılar mı? Güçlülerin kucağında Demokrasi, Hak ve Hukuk savunulabilir mi?

     Onların kafasındaki güçsüzler ise bellidir; Etnik Milliyetçilik, yani ülkenin birkaç parçaya bölünmesini  amaçlayanların, SEVR haritasını isteyenlerin sözde hak ve hukuğu! Bu savundukları kesimlerin Azınlık ve Güçsüz olduğuna zerre kadar inansam ben de bu dönekleri savunacağım.    

      Arkasına ABD, AB ve Türkiye ile hesabı olan uluslarası tüm güçlerinin desteğini almış olanlar ne yüzle ve ne hakla güçsüzler saflarında sayılabilir! Aslında Güçsüz olan, kendi ülkesinde hızla bilinmezlik çukuruna yuvarlanan toplumun ezici çoğunluğudur; onlar ki, bir yandan DİN kisvesiyle aldatılmışlardır, diğer yandan bugünleri de, gelecekleri de her gün biraz da karartılan, hakları ellerinden alınan, sesleri kısılan, Cep telefonları dinlenen, Sohbet nedir unutan, 12 Eylül dönemi gibi en yakın dostlarıyla selamlaşmaktan korkan ve sinenlerdir.

 

                                               SONUÇ

    Giyotin var tepemizde ve boynumuz orada kilitli, son kez olsun yukarıdan boşalacak ipin gıcırtısını duymak için bekliyoruz. Bu hale gelmiş bir toplumun CELLADINI savunmanın liberallik ve Demokratlık ile olsa olsa ancak ters ilişkisi olabilir.

       Edebiyat, Felsefe, Bilime ve Sanata gelince; onlar her zaman MUHALEFETTİR. Yerleşik toplumsal yargılara, düşünce ve Hukuk sistemine, varolan ekonomik düzeye ve düzene, doğmatik inançlara, hatta her insanın içinde varolan doğmalara karşı duran ve ters yakada yeralandır. Öyle olmasaydı gelişme ve ilerleme de olmayacaktı. Bizler, hala dünyanın düz olduğuna, öküzün boynuzunda durduğuna inanacak; kendimizi asla gözden geçirmeyecek ve diğer canlılar gibi bir düzeyde yaşayıp gidecektik.

       Sahi, Giyotini bulan insanın sonu ne oldu? Beğenmediklerinin giyotinle kellesini acımasızca ve vicdan huzuru içinde alanlara duyurulur; çünkü Bay EGO, dalkavukları eliyle hep acı sona götürülür.

                                                                                                  

Facebook Facebook Digg Digg Google Google Del.icio.us Del.icio.us
Diğer İhsan Kutlu Yazıları
Bütün Yorumları görmek için tıklayınız!


Harbi Gazete Twitter'da

© Copyright 2011 Harbi Gazete
Her hakkı saklıdır. Yazılardan Yazarları Sorumludur.