RSS / XML
Foto Galeri
Video Galeri
Bu haber 23 Mayıs 2012, Çarşamba 18:04:01 tarihnde eklendi. 1110 kez okundu.
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

MAHMUDO

MAHMUDO

Ali Haydar Nergis

 

1950 yılının sonbaharı, Bedri Rahmi Eyüboğlu Paris'e gidiyor. St Michelle'deki bir kahvede, üniversiteli Türk gençleri toplanıyor etrafına, ''Anlat bakalım usta, Türkiye'de ne var, ne yok'' diyorlar. Bedri Rahmi, '' Vallahi ne olsun, son günlerde yeni bir kitap çıktı, Mahmut Makal adlı bir köy öğretmeni, 'Bizim Köy' adlı bir kitap yazdı, Anadolu insanının yoksulluğunu, sefaletini anlatıyor. Gazetelerde çokça söz ediliyor o kitaptan...''

 

Keçisakallı gençlerden biri atılıyor: ''Mahmut Makal halt etmiş, Türk köylerinde sefalet ne arar, herkes mutluluk ve müreffeh içinde yaşıyor.'' Genç, daha sonraki konuşmaları umursamadan geçiyor telefon kulübesinin başına, o geceyi hoşça değerlendirmek için çevirmeye başlıyor Fransız dilberlerinin telefon numaralarını.... Bedri Rahmi, bu olaydan etkilenerek. ''Sakal, makal aferin oğlum Ahmet, bu yolda devam et'' şiirini yazıyor:

 

Herifçioğlu Sen Mişelde koyuvermiş sakalı

Neylesin Bizim Köy'ü, nitsin Mahmut Makal'ı

Esmeri, sarışını, kumralı, kuzguni karası

Cebinde dört dilberin telefon numarası

Bir elinde telefon, bir elinde kesesi

Uyyy! yesin onu ninesi...

Yesin oni nenesi..

 

Tepki göstererek 7 yıl emek verdiğim Açık Gazete'den ayrılmama neden olan Mahmut Şenol'un ''Dış Haberlerden n'aber'' başlıklı yazısını

http://www.acikgazete.com/yazarlar/mahmut-senol/2012/05/16/dishaberlerden-n-aber.htm?aid=46885

okurken Bedri Rahmi'nin o şiirini anımsadım.

 

***

 

Köylere gitmeliydin sen Mahmudo!

 

Dağ yamaçlarındaki ıssız pınarlardan avuç avuç kar suyu içmeliydin.

 

Kıl çadırlarn etrafında koşturan,belden aşağısı çıplak çocukların çığlıklarını dinlemeliydin.

 

Sabah erkenden güneşin ilk ışıkları yayla damlarından yükselen ince dumanlara karıştığında horozların, köpeklerin sesiyle uyanmalıydın..

 

Güneş yanığı esmer yüzü, ince beli, uzun belikleriyle çeşmeye giden Fadime'yi gördüğünde, yaşından, başından utanmadan aşık olurdun ona...

 

 

Bir kasabanın, ya da kentin kör varoşlarında mı doğdun bilmiyorum. Oralarda değil de, bir dağ köyünde doğmalıydın Mahmudo!

 

Kuşluk vakti, kınalı kuzuların annelerine kavuşma isteğiyle melemelerini dinlemeliydin.

 

Sırtını sağlamca bir kayaya dayamış Fethi Dayı, kalın tesbihinin tanelerini şakırdatarak çevirirken, yakası açılmamış fıkralar anlatmalıydı sana.

 

Meşe odunuyla pişmiş , nane, kekik, rahan kokulu tarhana çorbası önüne kazanla konduğunda, ''Bir daha doldur Fındık Teyze, bir daha'' diyerek tabak tabak yemelere doymamalıydın...

 

 

Sevgili Birsen'e özel mektuplarımda kaç kez yazdım:

 

Bu kadar kafa patlatarak okur yazar bir adam olacağıma, bir dağ başında, dünyadan habersiz bir çoban olmalıydım. Alırdım kepeneğimi sırtıma, bir çalı dibinde, bir taş kovuğunda nerde olsa yatardım. Sabahları ekmeğimi keçi sütüne banardım, ne dünyanın derdi, ne Mahmut Makal'ın kitabı...Bu devirde yaşamış olacağıma göre, elbette cep telefonum da olurdu. Akşama doğru açardım telefonu çadırdaki benim hatuna: '' Hanım, koyunları yavaş yavaş dağdan düze doğru indirmeye başladım. Çocukları doyur, erkenden uyut. Ocağa da sıcak suyu koy, yolumu bekle! '' Şu kör olası yaban ellerinde sevişmelerin de bir tadı yok be Mahmudo!

 

 

Bu yaz, seninle gerçekleştirilecek hayallerimiz vardı. Seninle İstanbul'da buluşacaktık, Birsen'i de alacaktık yanımıza, denizi ve mehtaba karşı kafa parlatacaktık. Ne oldu sana, bir anda, iki yanı da kesen kılıca döndün.Hızır Paşa gibi, kestin, doğradın, attın bizi!...

 

Ben de ahmakça planlar yapıyordum aklım sıra. Mahmudo'yu alıp bizim köylere götürecektim. Ünlü çocuk romanı Gulibik'in yazarı, bizim Çetin Öner'in çerkez köyü Karakoyunlu'ya, İğdebel'e gidecektik. İğdebel'de can dostu Kadir Ağa'nın hayattaki en büyük oğlu muhtar Zeki, iki katlı beyaz konağında karşılayacaktı bizi. Seninle Çerkesçe konuşmaya çalışacaktı, ''Ağamın oğlu, ta uzak diyarlardan ziyaretime, hatırımı sormaya gelmiş'' diye boynuma sarılarak ağlayacaktı. Soınra, seni dedemlerin köyü İncemağara'ya götürecektim. 100 Yaşına merdiven dayamış Süleyman dayım bütün konukseverliğiyle ayakta karşılayacaktı seni, altına yün döşekler serecekti. Eski günlerden, çerkes gençleriyle at yarıştırmalarından söz edecekti. Uyuduğunda, o yaşlı haliyle gece bir kaç kez kalkıp, açılan yorganını üzerine örterken, '' Buraların havası insanı çabuk çarpar çerkes döli, üstünü açık bırakma!'' diyecekti. O güzel insanların iyiliği karşısında insanlığından utanacaktın,''Köyümde horozlar ötünce biz uyanırdık, Fadime kızı çeşmeden gelirken görmüştüm, kınalı kuzumu da özledim, geçenlerde köyden Fethi geldi, bizde kaldı, yedi içti helal ve afiyet olsun, Fadik teyze tarhana çorbası göndermiş, ellerine sağlık¨ gibi lakırdılar yazmak aklına gelmeyecekti...

 

Gurbetin dört duvarı, senin de dişağını kurutmuş, farkındayım Mahmudo..

 

Kendine, öz değerlerine yabancılaşmışsın, ülkenin temiz insanlarına, taşına, toprağına, suyuna, havasına kem söz eder hale gelmişsin. ''Gavurun ekmeğini yiyenin, gavurun kılıcını sallar'' lafımı bilirdim de, ''Ben, Bush'un, Obama'nın Amerika'daki muhabiriyim '' diyecek kadar şaşıracağını tahmin etmezdim. Senin Fethi Dayı, Fındık Teyze,bu lafları duysa, '' Kimin çorbasıyla besleniyorsan, git onun kapısında eyleş, Irak'ta bir buçuk milyon Müslüman'ın kanına giren, kadınlarının ırzına geçen, körpe çocukları öldüren katillerin sözcülüğünü yapmak sana mı düştü'' diyerek, seni köye sokmaz, taşa tutar, köyün tüm azgın köpeklerini salarlardı üzerine...

 

Aklın cıvmış senin Mahmudo, daldan dala geçmişsin, sapı, teneyi birbirine harman eylemişsin.

 

Ne diyorsun sen, öyle:

 

¨Türkiye'ye ait konulara, ayrıca her zaman okur nezdinde prim yapan, mesela, ¨Deniz Gezmiş bana ben çocukken gazoz ısmarlamıştı, idam olunca o gazozları hatırlayıp bir ağladım, bir ağladım, sormayın, yer gök sel oldu!¨

 

Şimdi nereden icap etti bu laflar? Edecek başka söz bulamadın mı?

 

Ne istiyorsun, masum insanların, devrimci gençlerle ilgili anılarından?

 

Evet, tam da senin yazdığın gibi konuşur bizim insanımız. Senin gibi mektep, medrese görmemişler, dilleri o kadarına varır. Deniz Gezmiş, küçük bir çocuğa gazoz ismarlamışsa ne olmuş?

 

Küçükken, hiç kimse sana gazoz ısmarlamadı mı?

 

Bunun hafife alınacak nesi var?

 

Evet, bizim insanımız, yufka yüreklidir, haksız yere idam edilen gençlerine ağlar; ayağın taşa değse, senin için de ağlar...

 

Deniz'ler idam edildiğinde, annem, halalarım günlerce ağladılar.

 

Sıkıyönetim nedeniyle, köye jandarma geldiğinde, gözyaşlarını yüreklerine akıttılar, ''Ölülerimize ağlamamıza bile izin vermiyorlar'' dediler.

 

Gözyaşlarıyla gerçekten de ''yer gök sel oldu'' .

 

İdamlardan 6 hafta sonra, bir sabah erkenden, annem, kazanlarda yemek pişirmeye başladı.Nedenini anlamadık. Sorduğumuzda,'' Bugün çocukların idamının kırkıncı günü, onların kırkını vereceğim'' dedi.

 

Sen, bu duyguların ne demek olduğunu bilemezsin, çünkü o duyguları hiç yaşamadın.

 

Her şeyi ''prim '' terazisiyle tarttın, şimdi de başkalarının hesabına terazicilik yapıyorsun..

 

O aşağıladığın, küçümsediğin insanlar, senin hiç bir zaman sahip olamadığın duyarlılıklara sahipler.

 

Köylerdeki sazlı, sözlü toplantılarda, düğünlerde bile Denzi Gezmiş ve arkadaşlarının ağıtları söylenir. Böylesine acıyı bal eylemiş bir halktır bizim halkımız...

 

 

DENİZ GEZMİŞ VE ARKADAŞLARINA AĞIT

Şarkışla'ya düşürmesin

Tanrı sevdiği kulunu

Gemerek'te çevirmişler

Deniz Gezmiş'in yolunu

 

Gece Elmalı'da kalmış

Hamamcı Ali'yi sormuş,

Uzatmalı (…) 'in biri

Yusuf'u gaflette vurmuş

 

Yaşa Türk ordusu yaşa

Dünya şaştı böyle işe

Tağmaç(*) madalya göndermiş

Yusuf'u vuran çavuşa

 

Olayıdım olayıdım

Okur yazar olayıdım

İnan mahkeme'ye düşmüş

Avukatı ben olaydım.

 

Elli yıl sonra, yüz yıl sonra ben olmayacağım,

Mahmudo diye birinin adını kimse anımsamayacak,

ama Deniz'lerin türküsü yüz yıllar boyunca hep söylenecek....

 

Bir de bana gazetecilik dersi vermeye kalkışıyorsun.

Özdemir Asaf, bir şiirinde, ''Kendi bahçesinde dal olamayan biri,

girmiş bahçeme ağaçlık taslıyor'' diyor.

Dinime küfür eden bari Müslüman olsa...

Al işte, son bir hafta içinde haber diye Açık Gazete'ye gönderdiğin nanelerden bir kaçı:

 

-POLİS, HIRSIZIN KAKA YAPMASINI BEKLİYOR.

 

-ET YİYEN BAKTERİ.LER PENİSİNİ YEDİ, BİTİRDİ.

 

-AMERİKAN KADIN ASKERLER KENDİLERİNE VERİLEN ÇELİK YELEKLERİN FAZLASIYLA İRİ GÖĞÜSLÜ BEDENE SAHİP BAYANLAR İÇİN YAPILDIĞINI SÖYLEYİP, TIPKI SÜTYEN GİBİ HER NUMARADA ÜRETİLMEDİĞİNDEN ŞİKAYETÇİ, OLDU.

 

İnsanın, ''el alemin derdi, seni mi gerdi'' diyesi geliyor.

 

Ne diyordu Bedri Rahmi' ''Aferin oğlum Ahmet, bu yolda devam et'' başlıklı şiirinde:

 

Herifçioğlu Sen Mişelde koyuvermiş sakalı

Neylesin bizim köyü nitsin Mahmut Makalı

Esmeri sarışını kumralı kuzguni karası

Cebinde dört dilberin telefon numarası

Bir elinde telefon bir elinde kesesi

Uyyy! yesin onu ninesi...

yesin oni ninesi...

--------------------------------------------------------------------------------

(*) Memduh Tağmaç, 12 Mart darbesinin genel kurmay başkanı

alinergis@yahoo.se

Facebook Facebook Digg Digg Google Google Del.icio.us Del.icio.us
Diğer Ali Haydar Nergis Yazıları
Bütün Yorumları görmek için tıklayınız!


Harbi Gazete Twitter'da

© Copyright 2011 Harbi Gazete
Her hakkı saklıdır. Yazılardan Yazarları Sorumludur.